TÜRK YAZARLAR
Derviş Vahdeti'den, Şenocak'a / Dilara Çelik

Yaklaşık iki gündür sosyal medyada bir Ali İhsan Şenocak tweeti dolanıyor. Dinci (!) Ali İhsan Şenocak, File'nin Sultanları için demiş ki: "İslamın kızı! Sen oyun alanlarının değil, imanın, iffetin, ahlakın, hayanın, edebin sultanısın. Sen “burnunu göstermekten utanan” anaların evladısın. Ekranlara ve sakallı ağabeylerinin popüler kültürün kurbanlarına “sultan” demesine aldanmayasın! Umudumuz da, duamız da sensin."

Bunu okuyunca düşündüm ki, kadınların sporu, namusu, giyimi ya da burnunu göstermekten utanan (?) anaların evladı olup olmaması, herhangi birinin haddine mi? Ancak daha sonrasında Şenocak'ın gelmiş olduğu güruh aklıma geldi. Kadınların eleştirilmesi yalnızca bu döneme de has değildi. Örneğin; Falih Rıfkı Atay, Çankaya kitabında kadınların "namus" kavramı hususunu bizlere gayet iyi aktarıyor:

"Kadınların ırzından yalnız kocaları, ana babaları sorumlu değillerdi. Bütün mahalle halkı aile yaşamını kontrol ederdi. Bir eve kadın alındığı haberi duyuldu mu,imam, bekçi ve belli başlı mahalle eşrafı gider, o evi basardı. Çatı arasına ve kümese kadar aranılmayan yer bırakılmazdı. Sokakta herkes kadın kıyafetine karışmak hakkını kendinde görürdü."

Şenocak'ın kadınlara yapmış olduğu eleştiri yalnızca bu da değildi. Kadınların kıyafeti hususunda "18 yaşında kaşını aldıran kızın üniversiteye giderken o halde, yüreğin parçalanmıyorsa vallahi kıyamet günü cehennem seni parçalayacak. Allah’ın emanetini ne hale getirdin? Sevindin üniversiteyi kazanınca; ODTÜ’ye, Boğaziçi’ne gidince sevindin. Peki onlara sevindin; kot pantolonuyla erkeklerin bakışı arasında kızın yürüyor, delikanlılar arkasına takılmışlar, arkasından gidiyorlar. Yavrunu cehenneme attın cehenneme" eleştirisi yaparak, görevinden alınmış; ancak daha sonrasında da geri getirilmiş.

Bu söze ise en iyi cevabı İçtihad veriyor:

Müslümanlık ne çarşaf içindedir, ne de serpuş içindedir. Müslümanlık a’mal ve ef’aldedir. Müslümanlığın başka bir derdi kalmadı mı?”

Kadını bir "şehvet makinesi" olarak gören Şenocak'a bir diğer cevap veren ise Celal Nuri oluyor:

Kadın erkek için badi-i şehvet ise erkek de kadın için muharrik-i şehvettir. O halde erkeğin de tesettürü lazım gelirdi.”

Görülüyor ki Şenocak, hem kadınların eğitimine hem de kıyafetine, dinine karışıyor. Bu bana, Ahmed Rıza Bey ve Selma Hanım'ın kızların okuması için açmak istedikleri Sultani-i İnas Mektebini, "kızlarımızı açacaklar, Frenkleştirecekler" diye eleştiren Derviş Vahdeti ve tayfasını anımsatıyor. Bugünlerde Vahdeti'ler, Şenocak'a dönüşüyor.

Şenocak'ın tweetlerine bakıldığında koyu bir "Abdülhamit" taraftarı olduğu da yansıyor. Ancak, Abdülhamit'in yaptıklarından bihaber olduğu aşikar. Keza, kadınların kapanması hususunda tabiri caizse "vaaz" veren bu adam, Abdülhamit'in "burnunu göstermekten utanan" anaların çarşafını açtırdığını bilmiyor.

"Sultan Abdulhamid Han Kudüs'un, Bosna'nın, Şam'ın, Bağdat'ın hasılı bütün bir Alem-i İslam'ın "kilit taşı"ydı. O düşünce işbirlikçiler iktidar oldu, Ümmet binamız parçalandı, Konya Şam'dan, Bağdat İstanbul'dan ayrıldı, Rumeli yetim kaldı, iffetler çiğnendi." şeklinde iffet çiğnenmesini baz alarak tweet atıyor. Birileri Şenocak'a "çarşafı yasaklayan Osmanlı padişahı" lakabının kime ait olduğunu ve 1884 yılında Osmanlı'da "ilk resmi genelev" açıldığında kimin padişah olduğunu anlatmalı.

  
34 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
YABANCI YAZARLAR