TÜRK YAZARLAR
Şehvetiye Tarikatı / İsmail Saymaz

Yıl 1925, TBMM'de Konya milletvekili Refik Koraltan'ın sesi yankılanıyor;

"Esasen türbeler, tekkeler ve zaviyeler gibi evler....memleketin içide vasıtai idlal ve iğfal olmuşlardır. Birer fesat menbağı olmuş ve zaman zaman memleketin, milletin azami zararlarını icap edecek hainane ifsadata zemin teşkil etmiştir."

Tam o gün, 667 sayılı Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine, İlgasına dair olan kanun TBMM'de kabul edilmiştir. Aynı gün, Rize milletvekili Ekrem Bey ise, Koraltan'dan sonra konuşarak, bu ilganın taassup denilen yılanı parçaladığını söylüyordu. Ancak ne yazık ki bu yılan, aradan 96 yıl geçmesine rağmen, yaşamaya devam edecekti.

Taassup denilen bu yılan, 1930 yılında Menemen'de Kubilay'ın başını kesecek, türkçe ezanı protesto ederek Atatürk'ün heykellerini parçalayacak, 1950'li yıllarda "Süleyman Efendi Mehdidir" diye bağıracak, Atatürk için deccal diyerek sürülse de 1960'lı yıllarda Nur Talebeleri adını alacak, 2016'da darbeye kalkışacaktı...

Ne yazık ki, Laik Türkiye Cumhuriyeti'nin uğraştığı taassup yılanları 1-2 ile bitmemekteydi. Her dönem, içlerinde ayrılarak farklı fikirler içinde büyüyen, kolayca yayılan bu yılanların soylarının kuruması hiç de kolay olmayacaktı. Keza, bazı taassup yılanları dönemlerin hükümet başkanları tarafından desteklenerek gerek insanlara gerek dine ağır zararlar vermekteydi. Devlet, ona maddi kazanç sağlamayan küçük taassup yılanlarının başını ezmekle yetinmekteydi.

Zaman zaman yanmaz kefen tasarlayan, Atatürk'e hakaretten hiç kaçınmayan, holdingleşerek dinen faiz haramdır dedikleri halde, faizden tonlarca para kazanan bu yılanlar, dershaneler, kurslar, sözde kuran öğretilecek kurumlar kurarak tezgahlarını her daim sağlama almışlardır. Hükümetlerin destekleri ile ülkede en iyi yerlere gelen, torpille giren bu taassup yılanları, oy topladıkları, oy atmayanların haram olduğunu söyleyenler, hükümet değişince, onların da iplerinin çekileceğini pek iyi bilmelidirler.

İnsanların dini duygularını kullanarak, onları korkutan, cin çarptı, muska yazıldı gibi ibarelerle insanların zihinsel sağlıklarını bozan, peygamberin yardımcısı, mehdi olduğunu söyleyerek bu insanlardan para koparan ya da daha vahimi, insanları taciz eden bu varlıkların kökünü Atatürk kazımıştır. Ancak ne yazık ki, bu taassup yılanlarını her daim besleyenler oldukça, bizler de Türkiye Cumhuriyeti'nin ruhuna anca fatiha okuruz.

1967 doğumlu Ahmet Coşkun Yılmaz ya da diğer adıyla Veysel Karani. Bir ekip kurup, hakim olan bir kadını dahi dolandırıyor. Bu kadından her daim para isteyen bu taassup yılanı, kadın para vermeye yeltenmeyince de "günaha giriyorsun, kızın intihar edecek" diyerek, hassas noktası evladı olan bir anneyi -allah elçisiyim- naraları ile kandırarak tüm parasını alıyor.

Bir diğeri Nevzat Yılmaz. İnsanları, evin altında altın küpleri var cinlerim koruyor, diyerek kandırıp, insanlardan sözde tütsü parası olarak tonlarca para alıyor. Öyle ki, yandaşını cin çarpmış gibi göstererek insanların dini duygularıyla da çok kolay bir şekilde oynuyor. Para alamayınca da cinlerim sizleri çarpacak diyen bu sahte hoca, polis ifadesinde alkolik olduğunu da sakınmıyor.

Recep Küçük de aynı şekilde insanları dolandırmakla beraber, onun müridi olan kadınlar "hoca bizi öperse günahlarımız affedilecek" diyecek kadar da şuurlarını kaybediyorlar. Bu taassup yılanları gibi daha bir çoğu ne yazık ki hala varlığını sürdürüyor. Bu isimler İsmail Saymaz'ın kitabında yazıyor. Bunlar bildiklerimiz, peki ya bilmediklerimiz?

Okurken inanamadığım, sayfalarını tekrar tekrar okuduğum bölüm ise Badeci Şeyh Uğur Korunmaz. Uğur Korunmaz, Şeyh Hasan Burkay cemaatinden. Ancak daha sonra ayrılarak kendisi ayrı bir caminin lokalini tutarak, kendi cemaatini oluşturuyor. Korunmaz'ın tarikatı Türkiye'de bilinen ilk seks tarikatı olarak da anılıyor. Bu tarikatın içerisinde neler yok ki? Korunmaz, küçük çocuklara tecavüz ediyor, hayvanlara tecavüz ediyor. Öyle ki, küçük çocukları, "badelenmeleri" için aileleri tarikata götürüyor. Evli olan ya da olmayan kadınlara hatta erkeklere dahi bu tarikatta tecavüz ediliyor. Ancak, gelin görün ki, bu hocanın müridlerinden hiçbiri bunu tecavüz olarak varsaymayarak, polise böyle ifade veriyorlar. Hatta bazı sözde anne-babalar küçük kızlarını, küçük oğullarını "badelenmeleri" için tarikata getiriyor.

Yazarken bile imtina ettiğim bu dizeler, bizatihi ülkemizde yaşanıyor. 8 karısı olan şeyh mi demezsiniz, engelli çocuğa tecavüz eden şeyh mi demezsiniz.İnsan bu kitabı okurken, ister istemez hem kendisini hem de ülkesinde yaşanan bu durumları sorguluyor. Ayrıca da Atatürk'e şükrediyor.

Tekke ve Zaviyeler kapalı iken bunlar yaşanıyorsa, açık olsalar başımıza gelmeyen kalmayacaktır. Bu denli sapkın düşüncede olan insanların, anne baba olması önemsenmeden, direkt toplumdan izole edilmelidirler. Çünkü, onlar kendilerinin yanı sıra, henüz aklı basmayan küçük çocuklarını da bu çukura çekmektedirler.

Görülüyor ki, tarikatlar, cemaatlar hiçbir zaman faydalı olmamıştır ve olmayacaktır. Laiklikten imtina eden, Atatürk'e küfür eden, Atatürk'e dinsiz diyenler "badelenmeyi" kutsal olarak görebilecek düzeydeki insanlardır.

Bu taassup yılanlarından bizleri korumak için uğraşan Atatürk, bu günleri iyi ki görmemiş diyorum. Çünkü, bizlere bırakmış olduğu o güzel ülkemiz ne yazık ki, taassup yılanlarının meskeni olmuştur. Hala Atatürk'e hakaret etme potansiyelini kendinde görenlerin ya kendileri taassup yılanıdır ya da başıbüyük taassup yılanlarının badelediği müritleridir. Başka da kimse değildir.

DİLARA ÇELİK

 

  
183 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
YABANCI YAZARLAR