TÜRK YAZARLAR
Osmanlı Kadınının Yükselişi / Şefika Kurnaz

“Kadınlar bugün umacı gibi örtünüp sokağa çıkıyorlar. Halbuki Peygamber zamanında kadınlar böyle değildi. Çarşaflar yoktu. Kadınlar evde dört duvar arasında güneş görmezken, bari dışarı çıkınca rahat etsinler. Hayat yalnız erkeklere mi?”

Kadınların tesettür meselesi tartışılırken, hanımlardan biri İçtihad'da düşüncelerini böyle dile getirmişti. 1908 devrimi sonrası kadın konusu tartışma meselesi olmuş, ne giyinmesi gerektiği, nasıl evlenmesi gerektiği, hangi işlerde çalışması gerektiği ve daha pek çok konu İslamcılar, Batıcılar ve Türkçüler arasında tartışılmıştır.

Kadınlar için gerek evllilik gerek eğitim konusunda en özgürlükçü fikirler Batıcılardan çıkmış, Tevfik Fikret kadınların eğitimi için “Kızlarını okutmayan bir millet, oğullarını manevi öksüzlüğe mahrum etmiş demektir; hüsranına ağlasın!” diyerek eğitimin aslında kadınların yanı sıra, yetiştireceği evlatlar içinde mühim olduğunu dile getirmiştir. Bunun yanı sıra yine Batıcılardan olan Tahsin Nahid ise evlilik için “Pırasa almak evlilikten önemli midir ki, pırasa alırken bakıyoruz da, evleneceğimiz kişiyi neden seçemiyoruz?” diyerek, görücü usulü evliliği eleştirmiştir.

Türkçüler ise batıcılar ile daha paralel düşüncelere sahip olmuşlardır. Örneğin; Türkçülerden Ziya Gökalp'e göre Kuran kadına belli haklar verse de, Kuran'ı çeviren kimseler bunları çarpıtmaktadır.

“Bir kadın var ki ya annem, ya kardeşim, ya kızım,

Odur bende en mukaddes duyguları yaşatan...

Bir diğeri sevgilim ki günüm, ayım, yıldızım;

Odur bana hayattaki şiirleri anlatan...

Bu mahluklar nasıl hakir olur şer'in gözünde?

Bir yanlışlık var mutlaka müfessirin sözünde!”

Bunun yanı sıra Türkçüler, kadınların iyi eğitim almasını, sosyal hayata katılmasını da desteklemişlerdir.

İslamcılar ise kadının eğitim almasını ve sosyal hayata katılmasını desteklememektedir. Aralarından ayrışan Mehmet Akif Ersoy, 31 Mart Ayaklanması sebebi ile açılamayan İnas Mektebi için “Deseler ki, kızlara mektep lazım..Kahrolayım kaçmazdım” demektedir. Kadınların sürekli tartışıldığı İslamcı dergi Sebilürreşad'ın eleştirilerine dayanamayan İçtihad, İslamcılara şu sözlerle cevap vermiştir:

“Müslümanlık ne çarşaf içindedir, ne de serpuş içindedir. Müslümanlık a'mal ve ef'aldedir. Müslümanlığın başka derdi kalmadı mı?”

Türkçü, İslamcı, Batıcı düşüncelerin yanı sıra, 1908 devrimi sonrası kadınlar toplumda yer almaya başlamış, Hilal-i Ahmer'de yer almış, Ebe Mektebi, Kız Sanayi Mektepleri gibi mekteplerde okuma imkanı bulmuşlar, hatta 1917 Hukuk-u Aile Kararnamesi ile kendisine evlilik ve miras ile ilgili haklar tanınsa da, kararname uzun süre yürürlükte kalmamıştır. II.Meşrutiyet ile birlikte eğitim hususunda da ön plana çıkan kadınlar, bunların yanı sıra pek çok kadın dergisi çıkartmış, aynı zamanda dernekler de kurmuşlardır. Kadınlar Dünyası, Mehasin, Hanımlar Alemi, Kadın adındaki dergiler kadınların çıkartmış oldukları dergilerdendir.

Dergilerin yanı sıra pek çok dernekte kurmuştur kadınlar. Kurucuları dönemin ses getiren ailelerinin kızları ve eşleri olmuşlardır. Örneğin, Fatma Aliye Hanım, Cemiyet-i İmdadiye'yi kurarak savaşta bulunan askerlere yardım etmeyi kendine görev bilmiştir. Ulviye Mevlan, Osmanlı Müdafaa-i Hukuk-ı Nisvan Cemiyeti'nin kurarak, kadınların eğitim düzeylerin gelişmesine önem vermiş, bu cemiyette kadınlara dersler verilmiştir. Ayrıca İttihat ve Terakki'de kadınlara destek vermiş, İttihat ve Terakki Kadınlar Şubesi kurulmuştur.

Tarihte en başından beri kendi varlığını ispat etmeye çalışan kadınlar, II.Meşruiyet döneminde bir nebze de olsa toplumda görünür olmuş, işlerde çalışabilmiş, yardımda bulunabilmişlerdir. Ancak ne yazık ki gerek II.Abdülhamid, gerek İttihat ve Terakki dönemi olsun, kadınların varlığını ispatlamaya çalışması bile erkekler tarafından yorumlanmıştır. Kadınların örtünmesi, hayata katılması, eğitimi, evliliği, miras hakları gibi konular erkeklerce dergilerde yazılmış, erkekler kendi fikriyatları üzerinden kadınları bir kalıba oturtmaya çalışmıştır. Bu dönemde kadınlar, çıkardıkları dergilerde kendi fikirleri söyleseler de, pek etkin olmamıştır. Dergileri kapatılmış, baskılara uğramış, açmak istedikleri okulun açılması engellenmiş, evlenmeleri ve boşanmalarına karşı gelinmiştir. Ne acıdır ki, kitabı okurken kadınların dergilerde yazmış oldukları yazılara baktığımda, Fatma Aliye, Halide Edip, Emine Semiye, Nakiye Elgün, Belkıs Şevket gibi cesur hanımların yanı sıra, adını açığa vermek istemeyen kadınlar da mevcuttur. Bu da aslında kadınların özgür olmadıklarının kanıtıdır.

Kadınlar tüm bu baskılara rağmen, bu dönem içerisinde yeri gelmiş baba olmuşlar savaşta yer alan askerlere erzak, para yardımı yapmışlar, yeri gelmiş anne olmuş savaş yetimleri olan çocuklara kucak açmışlar, yeri gelmiş hemşire olmuş, gebe kadınlara, savaşta yara alan askerlere yardım etmişler, yeri gelmiş işçi olmuş telefon işletmesinde çalışmışlar, öğrenci olmuş, açılan derneklerde kültürlerini geliştirmek için ders dinlemişlerdir.

Şefika Kurnaz'ın yazmış olduğu bu kitabı okuduğumda sanki 1908'leri değil de, günümüzü okuyormuş gibi hissettim. Kadınlar artık daha özgür olsalar da ne yazık ki kadının evliliği, boşanması, eğitimi, kıyafeti gibi konular günümüzde hala dile getirilmektedir. Kadınlar yine bir kalıba, bir fikriyata oturtulmaya çalışılmaktadır. Yazının başında bahsettiğim, “Kadınlar evde dört duvar arasında güneş görmezken, bari dışarı çıkınca rahat etsinler. Hayat yalnız erkeklere mi?” düşüncesinin günümüzdeki versiyonu da şöyledir; “Kadınlar, evlilikleri, eğitimleri, yaşamları, giysileri ve daha pek çok konuda rahat bırakılıp,erkekler tarafından kalıplara oturtulmaya çalışılmamalı, diledikleri gibi yaşamalıdırlar. Diledikleri gibi yaşama hakkı sadece erkeklere midir?”

DİLARA ÇELİK

  
47 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
YABANCI YAZARLAR