TÜRK YAZARLAR
Feminizm Bu mu?

Yıl 1876,

İkinci Abdülhamid tahtta.

Öyle baskıcı bir dönem ki, burun,hürriyet ve hatta V. Murat’ı anımsattığından ötürü kardeş kelimesi dahi yasak.

Basında sansür baş göstermiş, bu sebeple yakılan kitaplar var.

Halk, padişahtan korkmakta.

Keza tahtta çıkıştan bir yıl sonra 93 Harbi olmuş, Osmanlı büyük bir yenilgi almış.

Sansürlenen basına nazaran üç beş dergi çıkıyor bu dönem,

Çoğu da padişah destekli.

“Kadın hakları, kadınların fikirleri” konuşulan konular dahi değil.

Kadınlar biraz başlarını açsa, renkli kıyafetler giyinse hemen şeyhülislam fetvası ile yasaklamalar.

Öyle ki toplumda kadın algısı şu cümle ile tanımlanıyor.

“Saçı uzun aklı kısa kadınlar.”

Yıl 1886,

İkinci Abdülhamid hala tahtta.

İlk kadın dergisi çıkıyor

Adı da Şükufezar.

İlk basımında şunu okutuyor okuyucularına,

“Kadınlar için saçı uzun aklı kısa diyenlere bunların aksini ispat etmeye çalışacağız.”

Dahası geliyor kadın dergilerinin,

Hanımlara Mahsus Gazete, Aile, Alem-i Nisvan…

Yalnız tek şey yasak,

İkinci Abdülhamid’i eleştirmek.

Sağlam muhalifleri var Abdülhamid’in,

İttihat ve Terakkiciler…

Yazılan yazıları sansürleniyor, günümüzde hapse atılanlar, o dönem sürgüne yollanıyor.

Kimler kimler…

En başlarında Ahmet Rıza.

Paris’te eleştiriyor Abdülhamit’i Meşveretiyle..

İkinci Abdülhamid hala tahtta.

Ancak, kadınlar için daha özgürlükçü bir hava var çünkü İttihat ve Terakki korkusu sarmış padişahı.

Yıl 1908,

Reval Görüşmeleri haberi alınıyor.

VII. Edward ile Rus Çarı Nikola buluşup, Osmanlı’yı paylaşmışlar.

Haberi oluyor İttihat ve Terakki’nin.

Bardaktan taşan son damla misali İttihat ve Terakki Abdülhamid’e ilan ettiriyorlar II.Meşrutiyeti.

Kadınlar daha özgür, kadınlar daha cesur.

Kadın dergileri, kadın hareketleri almış başını gitmiş, haklarını arıyorlar.

Görücü usulü evliliği eleştiriyorlar,

“Fena olan şey izdivaç kaidelerimiz” diyerek.

Tek başlarına da değiller.

Dönemin erkekleri de destek çıkıyor kadınlara.

En başta da Ziya Gökalp,

Kızı Seniha’ya “Ben kadınların istidatça erkeklere müsavi olduğunu, hukukça da olması lazım geldiğini dilimin döndüğü ve kalemimin yazabildiği kadar anlatmaya çalıştım. Senin gibi kahraman kızlar, bu hakikati fiilen ispat ediyorlar” dediği bir mektup yolluyor Malta’dan.

Yıl 1912,

II.Abdülhamid 1909’da indirilmiş tahttan,

Üstüne üstlük Balkan Savaşları da yaşanıyor,

Osmanlı mağlup kısımda yine.

Sırbistan, Karadağ, Yunanistan, Bulgaristan’a karşı savaşan Osmanlı askerleri şehit olmuş,

Çoğu elden ayaktan düşmüş durumda.

Tam da bu sırada devreye giriyor kadınlar, destek için cemiyetler kurarak.

Teali Nisvan Cemiyeti, Osmanlı Kadınları Çalıştırma Cemiyeti, Hilal-i Ahmer Cemiyeti Kadınlar Heyeti, Asker Ailelerine Yardımcı Hanımlar Heyeti, Şehit Ailelerine Yardım Birliği, Bikes Ailelere Yardımcı Hanımlar Cemiyeti ve dahası…

Canla başka asker ailelerine, askerlere yardım için çalışıyor kadınlar.

Yalnızca bu da değil,

Kurulan bu cemiyetlerde, birliklerde kültürel açıdan da gelişmeyi sağlıyorlar.

Konferanslar veriyor, dergilerde yazıyor, yeri geliyor halka sesleniyorlar.

Keza iki yıl sonrası da Birinci Dünya Savaşı,

Yine destekçi kadınlar hem de en üst noktada.

Ve tüm bu süreçlerde 1876’dan beri mücadelelerine devam eden bu kadınlar, o istibdat dönemlerinde dahi hoşlarına gitmeyen bir şey olduğunda grev yapıyor, hatta yürüyüş haklarını da kullanıyorlar.

Öyle ki 1872-1907 arası –daha II.Meşrutiyet ilan edilmemiş!- kadınlar tam dokuz tane grev yapıyorlar, haklarını alabilmek için.

Ancak gelin görün ki, II.Abdülhamid’in tahta çıkışında başlattığımız bu tarih sürecinde kadınlar, yeri gelmiş erkeklere yazdıkları yazılarda cevaplarını vermiş, yeri gelmiş grevler, yürüyüşler düzenlemiş, asker ailelerine, askerlere yardım etmiş. II.Abdülhamid’e muhalif olan hiç kadın yok mu?

Neredeyse hepsi.

Öyle ki, Osmanlı’da padişahı eleştiremediklerinden ötürü çoğu Paris’te devam ettirmiş mücadelelerini, yıllar sonra geri dönünceye dek.

Lakin, II.Abdülhamid’e muhalif olan kadınlar, ne 93 Harbi’nde, ne de Reval Görüşmeleri’nde devleti eleştirecek veyahut askerleri öldürenleri savunacak görüş paylaşmamışlardır. Hiçbiri 93 Harbi’nde bizatihi devletinin askerini öldüren Rus komutanı İosip Gurko’yu yazılarıyla savunup, posteriyle bir yürüyüş düzenlememiştir, Paris’te bile!

Yıl 2020, dün yapılan FEMİNİST(!) Gece Yürüyüşü’nde bir kadın, elinde Sakine Cansız’ın posteriyle poz veriyor.

Sakine Cansız kimdir?

Bilmeyenler için internette aratıldığında ilk başta çıkıyor,

“PKK’nın kurucu üyelerinden.”

Yüzlerce, binlerce askerimizi şehit eden bir kadının posteri, Feminist Yürüyüşte en önde gösteriliyor, binlerce kadını dağa kaçıran bu kadın feminist addediliyor.

İnsan, 1908 ile 2020 feminizmini karşılaştırmadan, aralarındaki ayrımı düşünmeden edemiyor. Mesele, kadın savunuculuğu arkasında, vatan düşmanlığına dönüyor. Bu durumda insan kendine sormadan edemiyor.

“Feminizm bu mu?”

DİLARA ÇELİK

  
44 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
YABANCI YAZARLAR