TÜRK YAZARLAR
Uhuvvet / Selma Rıza Feraceli

 

 

İki kardeş, biri Adil, biri Mürşit. Adil, kardeşlerden en ahlaklısı, öyle ki henüz evlenmemiş lakin cariyesi de yok. Mürşit ise tam tersi, sayısız cariyeye sahip, çapkın mı çapkın bir adam. Hayat bu iki zıt kardeşi bir noktada karşı karşıya getiriyor, Sabiha..

Güzeller güzeli Sabiha, Adil Bey’in sevdiği, lakin yar olamıyor Adil’e, annesi Dilber Hanım hasebiyle. En sevdiği oğlu Mürşit’e alıyor Sabiha’yı Dilber. Oğlunun sevdiğini, oğluna alıyor eş diye.

Sene 1985, o dönem kadının sesi yok, ne dense yapmakta mecbur. Kaçsa, kaçamaz, evliliği reddedemez. Adil’in aşkından yataklara düşüyor Sabiha, öyle ki onu büyüten ninesine evlilikle ilgili birkaç cümle etse “Kibar kızları varacakları adamı kendi seçmezler, kim olduğunu bile sormazlar, ana babaları ona elbette uygun bir eş bulmuştur ki, kızlarını veriyor” cevabını almakta. 

Sabiha ise daha çocuk, 15 yaşında. Nasıl karşı gelir bu istenmeyen evliliğe? Adil’den bir mektup yazılmış Sabiha’ya, seni sevmiyorum diye. Oysa mektup evdeki cariyelerce yazılmış, Sabiha durumdan bir haber evleniyor Mürşit ile. Ama hayatı zindanı aratmaz. Kaynanası Dilber Hanım bununla da durmayıp evli oğluna yine cariyeler getiriyor “İster yat, ister sat!” diyerek. 

Adil, Sabiha’dan ona mektup gelmediğini düşünerek, kahroluyor aşkının acısından ve işe verip evden çıkmak da buluyor kendini. Bu sıra Sabiha 3 çocuk annesi olmuş, bir yandan kaynanası Dilber, bir yandan cariyeler, bir yandan dadı kalfa Kamer ile uğraşmakta. Yıllar olmuş, mutluluk yüzü görmemiş Sabiha.

Evde sesini çıkarması, misafir karşılaması ve hatta bahçeye çıkması dahi yasak. Evi cehennemi olmuş, evlendiği Mürşit ise cariyelerle her gece birlikte. Kaynana Dilber, biliyor oğlu Adil ve Sabiha’nın aşkını, bu sebeple düşman belliyor gelinim diye aldığı Sabiha’yı.

Yıllar yıllar sonra konağa geri dönüyor Adil Bey. Sabiha’yı ancak bir ya da iki kez görse de kardeşinin eşidir diye kaldırmıyor kafasını yerden. Sevdiği kadının çocuklarını sevmek de buluyor tesellisini, amca olmaya layık olmaya çalışarak. Nevvare, Selim, Mediha…Güzel Sabiha’sının güzel evlatları. Mürşit’in de tek çocuğu bunlar değil cariyelerden olma çocukları da var pek..

Adil’in geldiği senesi bir bebeği daha oluyor Sabiha’nın. Adil kucağına aldığında Sabiha’sını görüyor bu ay yüzlü bebekte ve adını koyuyor kendisi Meliha. Sabiha’sının Melihası. Öyle çok seviyor ki Meliha’yı, her şeyi ile ilgileniyor amcası. Konaktaki cariyeler ve Dilber boş durmayıp yapıştırıyor Sabiha’ya “Hayat Kadını” yaftasını. Deniliyor ki Mürşit’e, “Meliha, Adil’in evladıdır” Bir hışımla karısını ve kızı Meliha’yı beş parasız sokağa atıyor Mürşit. 

Konakta ki cariyelere gün, Sabiha’nın diğer evlatlarına ise zulüm doğuyor her gün. Amcası Adil’e ulaşıyor Meliha, yardım istemek amacıyla. Amcası sahip çıkıyor yeğeni Meliha’ya. Ancak Sabiha evlat acısından hayata gözlerini çoktan kapamış. Adil, Meliha’ya hem annelik hem babalık yapıyor bu sıra. Onu Paris’e eğitime yolluyor, Beyrut’ta bir yakınının yanında konaklıyor ikisi de.

Beyrut’taki yakın ölüyor, Adil ölüyor, tüm miras kalıyor Meliha’ya. İstanbul’a geri dönecek kardeşleri için ama adını değiştiriyor, adı oluyor Sitti Zeliha. İstanbul’a gelip, kardeşlerini buluyor ama uzun süre söylemiyor kim olduğunu Meliha. Onlara bu kötülüğü yapan Dilber’in, babası Mürşit’in, cariyelerin, Kamer’in ne halde olduklarını bizatihi görüyor gözleriyle. Kardeşleri onu yabancı bilse de onlara ablalık yapıyor bir süre. Ve en sonunda açıklıyor sırrını şu cümlelerle:

“Mutluluk ancak, sevgi ve kardeşlikle birleştiği zaman vardır. Birbirimizi sevelim. Çünkü hayatın tadı bundan ibarettir.”

 

 DİLARA ÇELİK

 

  
36 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
YABANCI YAZARLAR