TÜRK YAZARLAR
Divan-ı Hümayun / Ahmet Mumcu

 

 

            “Vüzera ve ümaranın başı… cümlenin ulusu… cümle umurun vekil-i mutlakı… ve malının nazırı”

 

Ünlü Fatih Kanunnamesi’nde hükümdar, Vezir-i Azam’ın görevlerinden böyle bahsetmişti. Vezir-i Azam sadece bunlarla kalmamakla beraber aynı zamanda üst yetkilere de sahipti. Örneğin Divan-ı Hümayun’u kurma yetkisine ve padişahın mühürünü yanında taşıma şansına erişmişti. Keza Divan-ı Hümayun kurulacağı sıra kendisi hasta ise yetkisini Sadaret Kaymakamına devredebilirdi.

 

Osmanlı’da tüm mühim konuların konuşulduğu, devletin idare edildiği, kararların alındığı, mahkemelerin sonuçlandığı Divan-ı Hümayun, üyeleri bakımından epeyce kalabalık bir kurum olmuş, içerisinde Vezir-i Azamlar, Kubbealtı vezirleri, Nişancılar, Defterdarlar, Yeniçeri Ağaları ve dahası bulunmuştur.

 

Anlam olarak kurul manasına gelen Divan-ı Hümayun, Osmanlı Devleti’ne Selçuklulardan geçmiştir. 2. Mehmed dönemine kadar gelişen bu kurum, ne yazık ki 17.yy itibariyle yozlaşma içerisine girmiştir. Divan-ı Hümayun’da bulunan üyelerin işlerini yerine getirememeleri, mahkemelerdeki adalet duygusunun sarsılması, kabine yönetiminin kabulü, vezir-i azamın kendisini padişahtan dahi üst görmesi bu yozlaşmaya sebep olmuştur.

 

            Padişahların başkanlık ettiği Divan-ı Hümayun’a 2. Murat’tan sonra Vezirler başkanlık etmeye başlamışlardır.  Halil İnalcık Divan-ı Hümayun’u tanımlarken “Hükümetin en yüksek organı” demektedir. Yalnızca şer’i durumlarda etki etmeyen bu kurumda, her üye belli hiyerarşik sıra içerisindedir. Örneğin, Vezir-i azam, Kubbealtı vezirleri, Kadıaskerler, Nişancı, Defterdarlar, Rumeli Beylerbeyi, Yeniçeri Ağası ve Kaptan-ı Derya. Öyle ki Divan’da nereye nasıl oturulacağı dahi bir kurala bağlanmıştır.

 

Devletin dış, iç işleri ile uğraşan bu kurum, elçileri bizzat karşılamakta, halkın sorunları ile uğraşmaktadır. Galebe Divanı’nda elçileri karşılayıp, duruma göre padişahın karşısına çıkarmışlardır. Ayrıca savaş kararları, hazırlıkları da bu kurum içerisinde alınmaktadır. Hukuk kuralları burada hazırlanmaktadır. Divan-ı Hümayun tarih boyunca Bursa’da, Edirne’de, İstanbul’da toplanmış, Fetih suresi okunarak toplantılar başlatılmıştır. Padişah kafesi andıran Kasr-ı Adil’den dinleyerek toplantıya eşlik etmiş, onaylamadığı bir karar olduğundan kafese eliyle vurmuştur.

 

Ancak zamanla Divan-ı Hümayun zayıflamış ve yerine Meşveret Meclisleri toplanmaya başlamıştır. Padişahın uygun gördüğü herkesin katılımıyla oluşan meclis, bu durumla Divan-ı Hümayun’dan farklı olmuştur.

 

Divan-ı Hümayun’a padişahın başkanlık ettiği dönemde, 2. Murad’ın ölümünü bilmeyen halk “hükümdar neden divana gelmez?” soruları sorunca, hakkın rahmetine kavuşan 2. Murad’a hükümdar elbiseleri giydirilmiş, yaşıyor süsü verilerek Divan’a getirilmiştir.  Bu öyle inandırıcı olmuştur ki, bunu gören halk, hükümdar yaşıyor sanıp geri dönmüştür.

 

DİLARA ÇELİK

  
45 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
YABANCI YAZARLAR