TÜRK YAZARLAR
Putlar Yıkılırken / Osman Balcıgil

1958 yılında Fransız Komünist Partisi’nin düzenlediği büyük eyleme Nazım Hikmet’te davet edilmiş, yıllardır birbirlerini görmeyen dostlar burada buluşmuşlardı ancak bir kişi eksik ve bir kişi farklısıyla…

Nazım, Resimli Ay’da yazarken iki tane genç yanına gelmiş ve ona olan hayranlıklarını dile getirmişlerdi. Adanalı bir toprak ağasının oğlu olan Ömer ve İzmirli, Yahudi bir ailenin kızı Leyla. Bu iki genç birbirlerini seviyor, Nazım Hikmet’i de fazlasıyla destekliyorlardı. Nazım onlara bakınca eski eşi Nüzhet’i anımsıyordu, onu terk eden Nüzhet’ini…

Türkiye Komünist Parti zor bir durumdan geçiyor, Kemalist iktidara karşı takınılacak tavır konuşuluyor, toplantılar düzenleniyor, çözüm aranıyordu. Nazım zaman geçtikçe bu iki genç ile samimiyetini arttırıyordu. Leyla, aynı Nazım’ın annesi Celile Hanım gibi piyano çalıyor, her buluşmalarında Nazım mest oluyordu. Bir yandan da yazdığı şiir “Putları Yıkıyoruz”a gelen yazılara bakıyor, Hamdullah Suphi’nin İkdam’daki “Bu edebiyat tartışması değil komünizm propagandasıdır. Karşımızdakiler kimlerdir? Bolşevik kapısının müseccel köpekleri! Putları kıranlar bunlardır” yazısına “ İcap ederse daha müessir surette iş görürüz ki, Türk vatanının sevdiği adamlar, vatansızların tecavüzlerine uğrayacak kadar yalnız değillerdir.” cevabını veriyordu.

Nazım ile gençler sık sık görüşmeye başlamıştı. Davalarını omuz omuza yürütüyor, Nazım yazdığı yazıları muhakkak gençlere göstererek onlarında fikirlerini alıyordu. Ömer, Leyla ve Nazım bir mecmua çıkarmaya bile başlamışlardı, “Kızıl İstanbul.” Dergi işçiler ve öğrenciler arasında çok talep görüyor, nazım ve gençler bundan hoşnut oluyorlardı.

Bu vakit, hayat Piraye’yi çıkardı Nazım’ın karşısına. Eşi Vedat Örfi tarafından iki çocuğuyla terk edilen Piraye’yi. Nazım’ın içi içine sığmıyor hatta iki çocuğun babası olduğu için kıvanç duyuyordu. Büyük bir sevgi ile bağlıydı Piraye’ye, Piraye’de Nazım’a. Öyle ki Nazım, Leyla, Ömer üçlüsüne Piraye’de eklenmişti kısa zaman içerisinde.

Leyla ile Ömer evlenmiş, K Dosyası soruşturmaları sonucu Sabahattin Ali, Leyla ve Ömer tutuklanmıştı. O dönemler Komünist denmiyor, K dosyası denmesini tercih ediyordu, bu konuya muhalifler. Leyla ve Ömer serbest kalır kalmaz bildiriler yayınlıyorlardı. Nazım, Piraye ile evlendi ancak çok geçmeden o da tutuklanmış ve serbest bırakılmıştı. Harıl harıl çalışmaktaydı. Devlet, peşine adam taktığından evine gelen bahriye öğrencisi Ömer Deniz’i provokatör sanıp kovmuştu oysa Ömer Deniz arkadaşları ile askeriyede bir grup kurmuş, Nazım Hikmet’in şiirlerini okuyan öğrenciden başkası değildi.

Nazım Hikmet’ e Donanma Davası’ndan 20 yıl, Harp Okulu Davası’ndan da 15 sene eklenmişti. İndirmelerle birlikte Nazım’ın 28 yıl yatacağı kesinleşince dostları Ömer ve Leyla karalar bağlamıştı. Nazım hastalığı sebebiyle dışarı çıkıp Ömer’le buluştuğunda Ömer’den Reşat Fuat ile görüşüp kendisini yurtdışına çıkarmasını istese de partisi onu satmış, sahip çıkmamıştı Nazım’ın deyimiyle. Üstüne üstlük Reşat Fuat, İkinci Dünya Savaşı zamanı üç yıla çıkan askerlik kararınca da askerlik yapmaya gitmiş, bu durum Nazım’ı ve Ömer’i çok şaşırtmıştı. O vaktiler Nazım hapishanede boş durmuyor, Tosun Paşa’nın senaryosunu yazarken Türkiye Almanya ile Dostluk Paktı imzalıyordu.

Komünistler tutuklanmaya devam ediyor, Ömer ve Leyla’dan bu duruma maruz kalıyorlardı. Leyla, Reşat Fuat ve dahası yakalanmış, Ömer kaçmıştı. Ancak aklı eşi Leyla’daydı. Leyla, tabutluklara konulmuş, eşinin yerini söylemesi için baskı görmüş, söylememişti. Baskı yalnızca manevi değil, madden de uygulanmıştı. Falakaya yatırılmış, şiddet görmüş ve hatta bir polis memuru tarafından tecavüze uğramıştı. Bunlardan bihaber Ömer hem polisten kaçıyor, hem de eşini nasıl kurtaracağını düşünüyordu. Babasının yanına Adana’ya dönüp babasından yardım aldı Ömer. Babasının avukatı Zahit Nesim sayesinde hapishaneden kurtardı Leyla’sını ancak o Leyla ne yazık ki eskisi gibi değildi artık.

Hayata küsmüştü Leyla, eşi her şeyi yapmış, her doktorla görüştürmüştü eşini, ancak kimseye işkence gördüğünü söylememişti. Ömer de işkence boyutu olarak yalnızca falakayı bilmekteydi, Leyla bu kötü sırrı eşini üzmemek adına ona hiç söylememişti. Hapishane sonrası Leyla’nın gebe olduğu anlaşılmış, Ömer havalara uçmuştu ancak biricik eşinin, hayat arkadaşının, yoldaşının karnındaki ona ait değildi. İşkenceleri unuturum, çocuk bana benzer düşüncesi ile doğurdu kızını ancak kızı ona değil, polis memuruna benziyordu, iki siyah göz ve çöküklük…

Leyla, hiç iyi olmadı, nasıl olmalıydı ki zaten? Eşine dokunamıyor, ruhunu kirlenmiş hissettiğinden bir günde defalarca banyo yapıyor, kızını doyurmuyor, acısını dindiremiyordu. Pes etti ve babaannesindeyken kendini astı Leyla, arkasındanda olanları Ömer’e anlatan bir mektup yazdı, Ömer’e ve Babaannesine..

Ömer, and içti eşine bunu yapan Muzaffer isimli polis memurunu bulmaya. Buldu, iki de kız çocuğu vardı adamın. Eşine bunu yapan adamın cezasını ölüm ile verdi Ömer. Daha sonrasında eşinin Ümit adını verdiği kızını da alıp Paris’e gitti.

Yıllar sonra ise eski dostu Nazım ile Paris’te karşılaştı Ömer. Nazım, hapisten çıkmıştı. Leyla’yı sordu. Ömer, ölen eşinin ona yazdığı mektubu ve öldürdüğü polis memurunun gazetelere çıkan haberini gösterdi Nazım’a. Yıllarca onun olmayan bir çocuğa babalık yapmışçasına…

Nazım’ında “Kerem Gibi” de dediği gibi olmuştu.

 

“Ben yanmasam

                  Sen yanmasan

                          Biz yanmasak…”

 

Leyla ateşler içinde yanmıştı…

 

                                                                                                           DİLARA ÇELİK

  
1740 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
YABANCI YAZARLAR