TÜRK YAZARLAR
Türkçülüğün Esasları / Ziya Gökalp

“Ben bir Türk’üm, dinim, cinsim uludur.”

Yunan savaşı (1897) sırasında Türk şair Mehmet Emin Yurdakul, bu dize ile başlayan ilk şiirini yayımlanmıştır. Yazarlığını Ziya Gökalp’in yapmış olduğu “Türkçülüğün Esasları” adlı kitap bizlere, Türkçülüğün özünden, programından, dilde, estetikte, ahlakta, hukukta, ekonomide, politikada ve felsefede Türkçülükten bahsetmektedir.

Ahmet Vefik Paşa, Şıpka Kahramanı Süleyman Paşa, Türkçülüğün ilk babaları olmuşlardır. Rusya’da ise Mirza Fethali ve Gaspıralı İsmail, dilde, fikirde, işte Türkçülük ilkesini benimsemişlerdir. Türkçülüğün ilk devrinde Deguignes tarihi, ikinci devrinde ise Leon Cahun’un yazmış olduğu “Asya Tarihine Giriş” adlı kitap etkili olmuştur. Türkçülük, Abdülhamid’in son devrinde İstanbul’da tekrardan yankı bulmuş, Türkçüler, İkdam gazetesi etrafında toplanarak “Ari Türkçecilik” fikrini benimsemişlerdir.

Millet, kavramı içerisinde belli esaslara göre ayrılmıştır. Irkı esas alan Türkçüler olduğu gibi, kavmi Türkçüleri millet sayanlar da vardır. Coğrafi Türkçülere göre ise millet, aynı ülkede oturan halklardır. Osmanlıcılar ise Osmanlı’da bulunan vatandaşları millet saymışlardır. İslam Birliği taraftarlarına göre millet, bütün Müslümanların toplamıdır. Fertçilere göre ise millet, bir adamın kendisini ait hissettiği herhangi bir toplumdur. Millet kavramı için ise Türk köylüsü “dili dilime uyan, dini dinime uyan” sözünü benimsemiştir.

Türkçülerin ülküsü Turan olmuştur. Turan ise Oğuzları, Tatarları, Kırgızları, Özbekleri, Yakutları, dilde, edebiyatta, kültürde birleştirmektir. Turanlılar ise yalnız Türkçe konuşan milletlerdir. Türkçülük içinde 3’e ayrılmıştır. Bunlar Türkiyecilik, Türkmencilik ve Turancılıktır. Lakin günümüzde gerçek olan yalnızca “Türkiyecilik”tir. Geri kalan ise hala bir ülkü halindedir.

Türkçülüğün ilk prensibi “Halka Doğru” olmuştur. Halka medeniyet götürmek ve milli kültür terbiyesi aldırmak için halka doğru gitmek gerekmektedir. Öyle ki halka gidilmeden, değer verilmeden bir şey meydana gelmemiş, gelişmemiştir. Örneğin, Eski Osmanlı seçkinleri, köylüleri, “eşek Türk” diye aşağılamışlar, bu sebeple o dönemler halk ile hiçbir zaman sağlam bağlar kuramamışlardır.

Türkçülüğün ikinci prensibi ise “Batıya Doğru” olmuştur. Öyle ki, Batı Medeniyeti’ni almakta fayda vardır. Keza, Ortaçağ’da dahi Feodal şatolarda opera ortaya çıkmış, Batı müziği meydana gelmiş, kadınların namus ve kutsallıklarını kaybetmeden toplum hayatına karışmasını sağlamıştır. Batı Medeniyeti’ni almak dini, dili, kültürü, milleti kaybetmek anlamına da gelmemektedir. Örneğin, Japonlar dinlerini ve milletlerini korumak şartıyla Batı Medeniyeti’ne girmişlerdir. Öyleyse bizler içinde aşağıdaki cümle Batı Medeniyeti’ni almamızı sağlayacak, dinimizi, dilimizi, kültürümüzü kaybetme endişemizi yerle yeksan edecektir;

“Türk milletindenim. İslam ümmetindenim. Batı Medeniyeti’ndenim.”

DİLARA ÇELİK

  
135 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
YABANCI YAZARLAR