TÜRK YAZARLAR
Osmanlı ve Avrupa / Halil İnalcık
“Bu dünyadaki her ulus hayatta kalmak ister ve hayatta kalmak mücadeleye bağlıdır… Bu ülke kesinlikle modern, ilerici ve gelişmiş bir ülke olacak. Bu bizim için bir hayatta kalma mücadelesidir.”
 
Başarının ve hayatta kalmanın mücadele gerektirdiğinden sıklıkla bahseden Mustafa Kemal Atatürk, 1923 yılında Akhisar’da yaptığı konuşmasında da bu düşüncesini yinelemişti. Yazarlığını Halil İnalcık’ın yapmış olduğu “Osmanlı ve Avrupa” adlı kitap, Osmanlı İmparatorluğu’nun siyasi gelişimi, Batılılaşması, Osmanlı’nın Avrupalı devletlerle ilişkisi, Cumhuriyetin kuruluşu ve benzeri konular hakkında bize bilgiler sunmaktadır.
 
Osmanlı Devleti ilk olarak Anadolu Selçukluları ve Bizans İmparatorlukları arasında kalan küçük bir beylikti. Büyüme yolunda ilerlerken Yıldırım Beyazıd ve Timur arasında yapılan Ankara Savaşı sonrası devlet, geçici bir fetret devrine girmişti. 1453’te fethedilen İstanbul’dan sonra Osmanlı Devleti’nin üzerindeki kara bulutlar kalkmıştı. Akdeniz’deki en güçlü devlet iken, 1584 yılında Amerikan gümüşü ve Avrupa gümüş sikkelerinin varoluşu, Osmanlı para sisteminin çökmesine neden olmuştu. Keza Osmanlı, 1571 yılında gerçekleşen İnebahtı’daki yenilgi sonrası kaynaklarının az oluşunun zaten farkına varmıştı. Batıdan gelen sikke sebebiyle Osmanlı parası değer kaybetmiş, haliyle yeniçerilere de değeri düşük sikke verilmişti. Bu da ileride yeniçeri ayaklanmalarına ve 1622 yılında Genç Osman’ın idamına sebebiyet verecekti.
 
Devlet, batıda ortaya çıkan ve gelişen hiçbir şeyi ülkeye getirmemiş ve kullanmamıştı. Haliyle ilerleyen teknoloji ve bulunan yeni yöntemler alınmamış, savaşlarda ise mağlup olan taraf Osmanlı olmuştu. Müslümanlar, Avrupa’ya Kafiristan demiş, oradan gelen şeylere mekruh gözüyle bakıp, Frenkleri taklit ettiklerini düşünmüşlerdi. Ta ki 1699 Karlofça Antlaşmasına kadar. Bu anlaşma sonrası, Osmanlı Devleti, Avrupa’dan bilim konusunda geri olduğunu kabullenmiş ve zamanla Avrupa’nın bilimini almaya başlamıştı. Öncelikle Avrupa’ya Yirmisekiz Mehmed Çelebi gönderilmiş, Batı yaşam tarzına ilgi duyulmaya ve oradan gelen şeylere eski gözle bakılmamaya başlanmıştı. Ülkeye giren ilk ilimler de savunma ile alakalı olup devamında pozitif bilimler de okullarda okutulmuştu. Zamanla, İslam’ın doğuşunda var olmuş ancak gün yüzüne çıkmamış bir kural da meydana çıkmıştı.
 
“Düşmanı yenmek için onun silahını ve kullandığı taktiği taklit etmek dine aykırı değildir.”
 
Osmanlı’daki batılılaşma ve devlet içerisindeki değişiklikler zamanla Tanzimat Fermanı’nın ilanı ile devam etmiş, imzalanan bu ferman, en başta bütün tebaanın eşitliğini kıstas almıştı. Tanzimat Fermanı ile başlayan bu değişiklik, Cumhuriyet’in ilanı ile şahlanmıştı. Keza 24 Temmuz 1923 yılında Türkiye Cumhuriyeti tarafından imzalanan Lozan Barış Antlaşması da, Tanzimat Fermanına eşitlik konusunda benzerlik göstermiş, Avrupa Devletleri ile görüşen Türk Heyeti daima eşitlik üzerinde durmuştu.
 
29 Ekim 1923 tarihinde ise Cumhuriyet ilan edilmiş ve ardından Hilafet kaldırılmıştı. Hilafet kaldırıldığı vakitler ülkede büyük bir tartışma meydana çıkmış, Türk milliyetçiliğinin manevi babası olan Ziya Gökalp de bu tartışma dahil olmuş ve gerçekliğin dinden çok milliyetçilik olduğunu savunmuştu. Lakin, Mustafa Kemal Atatürk’ün silah arkadaşları Rauf Bey ve diğer komutanlar hilafet konusunda beyanlarda bulunmuşlardı. O vakitler Hintli Müslüman liderlerin İsmet Paşa’ya yazdıkları mektubun başkasının eline geçmesi sonucu bir İstanbul gazetesinde yayımlanmış olması da hilafet konusundaki problemleri büyütmüş, ancak sorun bununla da sınırlı kalmamıştı. Kültür ve sanat konusunda gelişim göstermek amacıyla yapımı düşünülen resimleri ve heykelleri halk, puta benzer olacak düşüncesiyle istememişti.
 
1923’de heykelleri puta benzetenler bugün de aradan bir asır geçmesine rağmen cahilliklerinden caymamışlar, Adana’da eline satır, Diyarbakır’da çekiç, Şanlıurfa’da tahra alıp, Atatürk’ün heykellerine saldırmışlardır. Lakin, hepsine en güzel cevabı 95 yıl önceden Mustafa Kemal Atatürk vermiştir.
 
“Bugün, herhangi bir Müslüman Türk’ün bir heykeli put olarak göreceğini tahayyül etmiyorum. Ulusumuz güzel heykeller yapacak ve bu onları daha az Müslüman yapmayacak.”
 
Dilara Çelik
 
Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
108 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
YABANCI YAZARLAR