TÜRK TARİHÇİLER
Bizans Tarihi / Jean-Claude Cheynet

“İstanbul’da Latin külahı görmektense Türklerin sarığını görmek daha iyidir.”

Bu söz Büyük Dük Luc Notaras’a mal edilmişti. Yazarlığını Jean-Claude Cheynet’in yaptığı, çevirmenliğini İsmail Yerguz’un üstlendiği Bizans Tarihi adlı kitap, Doğu Roma’nın kuruluşu, Ortaçağ Devleti’nin oluşumu, Bizans’ın Latinlerle ve Türklerle ilişkisi dahil olmak üzere birçok konuyu ele almış, merak ettiğimiz tüm sorulara cevaplar vermiştir.

11 Mayıs 330’da Konstantinos’un adını verdiği kentin kuruluşu aslında imparatorluğun doğuşu, Hıristiyanlığın siyaset yolunun açılması ve imparator-kilise arası temellerin de atılması anlamına geliyordu. Öyle ki kentin kuruluşundan itibaren imparatorların girdiği tüm savaşlar haklı bulunmuş, savaş sebeplerini dinleri ile bağdaştırmışlar ve sebep olarak “İsa’nın şahsında kardeşlerini koruyoruz” demişlerdi. İmparatorlar, hiyerarşide en üstte yer almış, her daim erguvan renkli elbiseler giyip, saraylarda yaşamışlardı. Konstantinos, 313 yılında Galerius’un çıkarmış olduğu Milano Fermanını kabul etmişti. Bu ferman Hıristiyanlara karşı uygulanan kötü muamelerin kaldırılması anlamına gelmekteydi. Böylece imparatorlukta da Hıristiyanlığın yayılmaya başlaması bu olay sonucu olmuştu. Keza zamanla Konstantinos, kiliseye önem vermiş, din adamlarına da ayrıcalık tanımaya başlamıştı. Lakin bu da ileride Roma kilisesi ile Konstantinapolis kilisesinin, ilk havarinin gelişi, papanın rolü, Aryanizm, ekümeniklik ve dahası birçok sebepten ayrımına da zemin hazırlamıştı.

Zamanla başa gelen imparatorlardan İustinos zamanı veba patlak vermiş, bu sebeple nüfus azalmaya başlamıştı. Ayrıca kendi adına kanun çıkartan ilk imparatordu. Bu dönem Balkanlarda istilalar baş göstermişti. Ancak yaşamı, ailesi ile birlikte katledilmesiyle son bulmuştu.  

3. Leon, 3.Mikhail, 1.Basileios… İmparatorluk tahtına sırasıyla imparatorlar oturuyordu. Bu dönemler Araplar da Anadolu’ya akın ediyorlardı. Bizans askerleri Araplardan, Lombardlardan daha çok düalist Paulusçuların askerleri ile çatışmaktaydı. Düalistçiler, iki dünyanın var olduğuna inanırlardı. İyi ve kötü dünya.

Türklerle ve Latinlerle ilişkileri yakın olan Bizans hanedanı Komnenoslar idi. Komnenoslar, başa gelir gelmez, Selçuklu Devleti ile tanışmıştı. Lakin Selçukluların gayesi Bizans’ı almak değil, Şii Fatımi Devleti’ni saf dışı bırakmaktı. Bu düşünceye sahip olan Komnenos ailesi durmaksızın Selçuklu Devleti ile savaştı. 1071 Malazgirt Savaşı’nda Bizans’ı yenen Selçuklu Devleti, imparatorluğu büyük bir tahribat içerisine soktu ve Anadolu tamamen Bizans’ın elinden çıktı. Bunu hazmedemeyen Bizanslılar, 1095 yılında Papa 2. Urbanus’un çağrısıyla haçlılardan destek istedi. Haçlılardan destek geldi ancak hiçbir şey istedikleri gibi olmadı. Haliyle Haçlı Seferleri sonucu ele alınan Kudüs’ü, Selahattin Eyyübi, Bizans’ın elinden aldı ve Haçlı ordusu, İstanbul’a girerek bizzat Bizans’ı yıkıma sürükledi. İstanbul’un düşmesiyle özerk birçok prenslikler kuruldu. Daha sonra 1260 yılında imparatorluk soyundan bir komutan olan Mikhail, İstanbul’u geri almış olsa da hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, Bizans artık imparatorluk gibi değil, Avrupa devleti gibi yaşayacaktı. Keza o da, Fatih Sultan Mehmed, İstanbul’u fethedene kadar…

Bizans’ın en kara günü Fatih Sultan Mehmed’in tahtta çıkışı olmuştur. Bin yılı aşkın ayakta duran, tüm imparatorluklara tabiri caizse kafa tutan, kimsenin üstesinden gelemediği Bizans’a, Osmanlı padişahı Fatih Sultan Mehmet 29 Mayıs 1453 tarihinde, gerek karadan gemi yürüterek, gerek Rumelihisar’ını yaptırarak son vermiş, İstanbul’u Türk topraklarına katmıştır. İstanbul’un fethine giden Fatih Sultan Mehmed’in şu sözü, kararlılığının da en büyük örneği olmuştur.

“Ya ben İstanbul’u alacağım ya da İstanbul beni…”

Dilara Çelik

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
81 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
YABANCI TARİHÇİLER