TÜRK TARİHÇİLER
Müslüman Kültürü / Vassilij Viladimiroviç Barthold

Braudel, alttakilerin tarihini yazmak gerektiğini savlarken tarihi insanlar yapar der; sessiz yığınların dilsiz tarihine dil olmaya koyulduğunu söylememize olanak verir. Tam da bu anlamda, ister yeni bir köken icadının ardına düşüldüğünden, ister şimdiye değin kaynak yetersizliğinin veya dinin ve ulusun sorgulanmasından kaynaklanıyor olsun Ortadoğu tarihi yeniden ilgi alanımıza girmiş bulunuyor. Bunda gerçek veya yalancı “Arap Baharı”nın da katkısı oldu; zaten bir süredir tarihin sisleri aralandıkça deşifre olan Ortadoğu resmi tarihlerinin mahareti ve “tarih bildiğiniz gibi değil” savsözü bir kez daha doğrulanıp merakı kışkırtıyordu. Bu merakı Türkçeye yeni çevrilen V. V. Bartold’un Müslüman Kültürü başka bir pencereye yönlendiriyor.

Fatih Karakaya’nın çevirdiği 1918’de basılmış bu kitabında savını edebiyat, bilim, sanat ve mimari örnekleriyle destekleyen Bertold’un kışkırtıcı görüşlerinden biri Moğol istilasının yıkımdan çok katkı sağladığıdır Ortadoğu’ya. Zaman zaman Batı’nın uygarlık verimlerini anıp Ortadoğu’yla karşılaştırarak ilerleyen kitabında daha çok Ortadoğu’nun aynı çağlarda Avrupa’dan ileri olduğu vurgulanıyor. Yıkımınsa kendi iç sorunlarından kaynaklandığı kanısındadır Berthold; Müslüman tacirlerin Moğollara danışmanlık yapmasını ve Sultan’ın ordularının yüzlerce Müslüman tüccarı öldürmesini buna kanıt, sayıyor.

Bu bağlamda İsmaililerin kalıcı bir ülke ve devlet edinemediklerini, Moğol istilasıyla en çok onların yıkıma uğradığına dikkat çekerken şu okumaya olanak sağlıyor: Toparlanacak olsalar da yerleşik takiyenin yerel güçleri buna izin vermemiştir. Oysa onlar olası bir reformu esinlendiriyor ve bir anlamda da yolunu inşa ediyorlardı. Onlara koşut başka bir çıkarsama da olası bir rönesansın önünü kesen neden de şu olabilir: XIII. yüzyılda kıyıma uğrayan yalnız İsmaililer değil; Şii ve Sünnilerin karşılıklı çatışması; aynı zamanda Şafilerle Hanefilerin de kıyasıya savaşıyor olmasıdır.

Belleğimizdeki muğlaklık

Kaynakların yanı sıra gezdiği Ortadoğu’ya ilişkin gözlemlerini, izlenimlerini retrospektif biçimde katan Barthold’un 19. yüzyıla gelinceye dek Ortadoğu’nun Batı’dan sanıldığı kadar geri olmadığı savına ilişkin İstanbul kütüphanelerinin Avrupa veya Moskova’dan daha zengin olduğu, Mimar Sinan’ın Selimiye Camisi gibi İran’daki mimari örnekleri vb. içeren Müslüman Kültürü kitabı; bilinen ama, belleğimizdeki muğlaklığını koruyan tarihe ilişkin kanılarımızı gözden geçirmemize yol açıyor. Türkiye okurları için Müslüman Kültür bile orda askıdaki bilgileri gündemleştirecek bir ad.

Arap kültürü veya uygarlığı olmadığını benimsemiş bulunuyoruz; ama islam uygarlığı/medeniyeti hâlâ en çok kabul gören terim. Kuşkusuz uygarlık/medeniyetten ne anladığımız, bu göstergenin zihnimizdeki imgesinin ne olduğu, kısacası ölçütümüz görecelidir. Bu nedenle de çekincelerimiz ya da cesaretimiz olabilir. Kimi modernistlerimizin paylaştığı Aristo’nun geri kuzey Avrupalı, barbar Asyalı, uygar Yunan sınıflamasını değiştirip arapları ya da Müslümanları yunanın yerine koyarak bakıyorsa uygarlık tarihine ideolojinin dar sınırlarından kalakalmış demektir İslam(!) aydınları. İslamı bir uygarlık problemi olarak değerlendirmekten kaçınmakla siyasalın bilimsel kısırlığa yol açan köreltici etkisinden kurtulamamışlardır.

Bu, İranlı tarihçi Reşüdiddin’in “evrensel tarihe akan tarihlerden yalnızca bir tanesidir” görüşünü çok önceden ileri sürmüş olmasına karşın değişmemişse modernitenin benmerkezciliğinden ya da onun karşıtlığından başka nedir ki? Batılılara veya batıcılara da sorulabilir bu arada: Hıristiyan kültürü neye tekabül eder, ne yana düşer? İsa’nın Ortadoğulu olması, ilk havarilerin Ortadoğulu ve Ortadoğu’da Hıristiyanlığı yaymış olmaları, ilk Hıristiyan hükümdarın Urfalı/Eddesalı Abgar olması, pers belleğine yaslanarak Bardesan’ın süryani diliyle Hıristiyan teolojisini kuramlaştırması vb. birçok neden Hıristiyanlığı Ortadoğu’ya ait saymamız için bir argüman görülebilir.

Ortadoğulu demek Müslüman kültürüne sahip olmak demek midir ya da Müslüman yaşam biçimi mi? Öyleyse bu, daha başından iflas etmiş bir düşüncedir; çünkü o kimliği ve aidyeti Araplıkla sınırlamak isteyen Araplar olmuştur: İslamın başka etnik topluluklara yayılmasıyla başlayan iktisadi sorunlar, arap devletinin mali sistemini allak bullak ettiğinde Hz. Ömer Arap orjininin bozulmasını da gözlemlemiş olduğundan Arapların başka etnilerden kadınlarla evliliğine de başka ülkelerde mülk edinmesine de karşı çıkar. Bunun bir başka çelişkili karşılığı bir hadis referans alınarak başka etnilerin Müslümanlaşmasına ve Arapça öğrenmesine karşı çıkan elitlerin bulunması. Bu rafine ırkçılık sonradan kurulan veya ele geçirilen kentlere Arap savaşçı ve Arap yönetici tayin etmeleri biçimine evrilir. Derken öteki halkları madumlaştırırlar. Buna tepki bilineceği üzere şuubiyeyi doğurur ve islam dünyasının bölünmesini.

Her Müslümanın görevi

Bir başka ve en önemli mesele ise Doğu-Batı karmaşasıdır, yani Ortadoğu’nun uygarlıktaki öncülüğünü neden Batı’ya kaptırdığı. Timur’un torunu, adına astronomi cedvelleri yapılmış olan Uluğ Bey’in kurduğu Buhara Medresesi’nin kapı alınlığındaki “Hikmeti aramak kadın erkek her Müslümanın görevidir” ibaresine dikkat çeker Berthold. Uluğ bey, ilerlemenin insanın dininden ve milliyetinden bağımsız geliştiğini düşünür. Babür, “Şayet baban iyi kanun koymuşsa onu koru; eğer kötüyse daha iyilerle değiştir” demesine, Birunî’nin ekliptik eğim hesabı, Âlim Ebu Said Secez’in usturlabına ve dünyanın hareketine ilişkin görüşlerine karşın yerinden edilemeyen Batlamyus’un evren tasarımı; Zanzibar ve Madagaskar Adasını keşfetmiş olmalarına karşın arapların oraları yaşanmaz yerler olarak gördüklerini saptamak, bilgi alanına sürmekle neden modernleşemediler, neden kalkınamadılar sorularını yanıtlamak niyetinde görünmüyor Barthold; ama, önermeleri biz okurları düşünmeye sevk edecek saptamalar, anımsatmalar olarak değerlendirilebilir. Çünkü ancak böylece tarih, profesör odalarından gün ışığına çıkararak yeniden okunabilir, bir anlamda aşınmış bilgiler güncellenerek günümüzü anlamanın olanağına dönüştürülebilir.

Hayrı Yetik

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
216 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
YABANCI TARİHÇİLER