TÜRK TARİHÇİLER
Feminist Tarihin Peşinde / Joan Wallach Scott

Feminist Tarihin Peşinde Joan W. Scott’un son yirmi beş yıl içinde yazdığı makalelerden altısına odaklanıyor ve böylelikle Scott’un düşüncesinin bu süreç içerisinde geçirdiği dönüşümlerin izlerini sürmemize olanak sağlıyor. Bir kısmı daha önce Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar dergisinde yer almış olan bu makaleler, Joan Scott’un önsözüyle ilk defa bu kitapta bir araya toplanmış. Kitaptaki makaleler dört ana konu etrafında tartışılıyor: Toplumsal cinsiyet kategorisi, farklılık, deneyim ve tarih. Scott kitap boyunca bize tarih disiplinindeki yerleşik kavramları sorgulamamız gerektiğini ve feminist bir tarih yazımı için kadınlar kategorisinin var olan tarih anlatılarına eklenmesinin yeterli olmayacağını söylüyor. Öncelikle var olan kavramsallaştırma sorgulanmalı ve hangi soruların eleştirel bir tarih yazımını mümkün kılacağı tartışılmalıdır. Focaultcu bir yaklaşım benimseyen Scott, feminist tarih yazımının, kavramların tarihsel süreç içerisinde geçirdiği dönüşümlere bakarak onların doğallıklarını ve meşruiyetlerini kırmaya çalışması gerektiğini belirtir. Zira bu kavramların hangi iktidar yapılarını ve güç ilişkilerini desteklediğini, hangi alternatifleri bertaraf ettiğini araştırmayan bir feminist kuram eleştirel ve devrimci niteliğini kaybeder.

Feminist tarih yazımında toplumsal cinsiyet kavramı

“Eleştirel Tarihin Peşinde” başlıklı makalesinde Scott feminist tarih yazımının ve feminist hareketin tarihini, kendisinin bir öğrenci, aktivist ve tarihçi olarak yaşadığı deneyimler ile yoğurarak anlatır. Kendi pratiğiyle sürekli diyalog halinde olan Scott bu makalede, “Neden tarihi seçtim” diye sorar ve kendi düşünsel ve edimsel yolculuğunu okuyucuyla paylaşır. 20. yüzyılın başından itibaren sosyal bilimlerin geçirdiği dönüşümler ile paralel olarak tarihe yaklaşımı değişim gösteren Scott, vardığı son noktada kuramsız eleştirinin mümkün olmayacağını belirtir. Dolayısıyla kuram ile tarih bileştirilmeli, evrensel ve betimleyici tanımlamalardan uzaklaşılmalı ve bütün farklılık göndermeleri sorgulanmalıdır.

Kitabın ikinci makalesi “Toplumsal Cinsiyet: Faydalı Bir Tarihsel Analiz Kategorisi” tam da böylesi bir farklılık göndermesini merkezine alıyor ve toplumsal cinsiyet kavramı aracılığıyla tartışmaya açıyor: Kadın ile erkek, dişil ile eril arasındaki farklılıklar. Feminist tarih yazımında toplumsal cinsiyet kavramına ihtiyaç duyulmaktadır çünkü “kadınlar da vardı” söylemi eleştirel bir tarih için yeterli değildir. Öncelikle kadınlar kategorisi tartışmaya açılmalıdır. Tarih yazımının dilinin, yöntemlerinin ve terimlerinin de sorgulanması ve kadın-erkek farklılıklarının, rollerinin ve bu rollere biçilen değerlerin toplumsal ve söylemsel inşa süreçlerine bakılması gerekmektedir. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği diğer eşitsizlikleri nasıl yapılandırır? Toplumsal cinsiyet sistemlerini belirleyen faktörler nelerdir? Toplumsal cinsiyet kimliği nasıl ve ne zaman oluşur? Tarih ile kuramı bağdaştırmaya çalışan Scott bu sorulara çeşitli kuramların (örn. ataerki kuramları, Marksist feminist kuram ve psikanalitik kuram) verdiği yanıtları araştırıyor ve tartışmaya açıyor. Tam yirmi dört yıl sonra yazdığı “Toplumsal Cinsiyet: Hala Faydalı bir Tarihsel Analiz Kategorisi mi?” makalesinde ise toplumsal cinsiyet kavramının günümüz kullanımının ne derece eleştirel olduğunu sorguluyor. Toplumsal cinsiyet kavramına yaklaşımında özellikle yapısökümcü ve psikanalitik kuramlardan etkilendiğini belirten Scott, cins-toplumsal cinsiyet ayrımının yanıltıcı olduğunu, biyolojik temellere dayandığı düşünülen cinsel farklılıkların da inşa edilmiş anlam sistemleri olarak görülmesi gerektiğini vurguluyor. Dolayısıyla tarihin çeşitli dallarında araştırma yapan öğrencilerle akademisyenlerin dikkat etmesi gereken nokta, cinsiyetlendirilmiş kimliklerin sabit özlere gönderme yapmadığı, tarihsel süreçler içinde değişmekte olduğudur.

Yüzleşmeye hazır ve her daim eleştirel

“Kadınların Tarihi” makalesinde Scott “kadın tarihinin” geçirdiği dönüşüme ve akademisyenlerin bu dönüşümle ilişkilenme biçimlerine odaklanıyor. Scott bu alanın tarihinin “feminist hareketin ve tarih disiplininin değişen durumlarını” da göz önünde bulundurması gerektiğinin altını çiziyor ve anlatısına kadınların akademiye (ve dolayısıyla işgücüne) katılımının desteklendiği 60’lı yıllardan başlıyor. Bu süreç içerisinde, feminist duyarlılıklar taşıyan ve kadın tarihi üzerine çalışmalar yapan kadınlar pekçok kez siyaset yapmakla, ideolojik olmakla suçlanmışlardı. Tarih disiplininin nesnelliğine gölge düşürecek kadar araştırma konularıyla ilişkiliydiler. Dolayısıyla profesyonelliğin ne demek olduğunu ve tarihçilik mesleğinin normlarını kimlerin belirlediğini tartışmaya açtılar. Bu tartışma ister istemez kurumsal bilgiyi kimin elinde tuttuğuyla ilgiliydi zira bilginin sahibi, onun koruyucusu olan ve üretim koşullarını belirleyen beyaz erkek özneydi. Böylelikle Scott bize toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin, tarihsel bilginin üretim ve yayılma aşamasında da hakim olduğunu ve dolayısıyla kadın tarihi çalışanların “disiplinin yapısını ve bilgi üretme koşullarını” da sorgulamaları gerektiğini gösteriyor. Kadınların Tarihi’nde bu tartışmayı yeniden ele alarak, kadınların tarihinin 80’ler ve 90’larda akademide kurumsallaşmasının sonuçlarını ve feminist hareketi nasıl etkilediğini inceliyor. Ve feminizmin “ütopik bir nihai kurtuluş vaadi” sunmak yerine bilinmeyenle yüzleşmeye hazır ve her daim eleştirel olması gerektiğini belirtiyor.

Scott’un “Deneyim” başlıklı makalesi, merkezine “kadınları” ya da tarihin sesi duyulmayan özneleri olan “ötekileri” koymayı amaçlayan tarihsel çalışmalar için bilhassa ufuk açıcı görünüyor. Farklılık tarihçilerinin tarihsel anlatılarda yer almayan toplulukların deneyimlerini görünür kılma çabaları, yürürlükte olan baskı mekanizmalarını açığa çıkardıkları için anlamlıdır. Fakat bu yaklaşım farklılıkların ilk başta nasıl kurulduğunu sorgulamaz, deneyimi tarihselleştirmez. Bu noktada Scott, deneyime yüklenen anlamın ve otoritenin sınırlarının belirlenmesini, deneyimin tarihçiyi mutlak doğruya götüren tartışmasız bir epistemolojik kaynak olarak görülmemesini önerir. Öznelerin ve failliğin inşa süreçlerine, deneyimin söylemsel karakterine yaptığı vurgularla Scott’un tarih anlayışının postyapısalcı kuramdan bir hayli etkilendiğini söylemek mümkün.

Kendi yayımcılık etkinliklerinin de aktivizm-akademi ilişkisinin neresinde durduğunu, bilginin üretilmesi ve yayılması süreçlerinde nasıl yer aldığını sorgulayan Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar dergisi çevirmenleri ve editörleri bgst Yayınları’ından çıkan bu kitabı yayına hazırlarken oldukça titiz bir çalışma yürütmüşe benziyor. Bu özenli çalışma yalnızca feminist tarih yazımı ve feminist hareketin geçmişi ile ilgilenenler için değil, ana akım tarih yazımı pratiklerine nasıl meydan okunabileceği ve eleştirel bir tarih için hangi soruları sormamız, tarihsel analizin merkezine neyi koymamız gerektiğini merak edenler için de önemli bir başvuru kitabı.

Merve Tabur

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
213 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
YABANCI TARİHÇİLER