TÜRK TARİHÇİLER
Sultan II. Abdülhamid’in Sürgün Günleri: Hususi Doktoru Âtıf Hüseyin Bey’in Hatıraları (1909-1918) / Metin Hülagü

Tarih üzerine konuşmak ve yazmak başlı başına yoruma dayalı bir aktivite. Tarihçiler aslında her seferinde araştırma konusu yaptıkları dönemi, dönemin olaylarını ve aktörlerini yeniden inşa eder, bir nevi aynı tarihi yeniden yazmış olurlar. Burada mutlak objektif tavırdan söz etmek, en azından tarihsel aktörlerin ve olaylarn yorumlanması bakımından pek mümkün olmaz. Tarihçilerin işini özellikle zorlaştıran, hakkında siyah beyaz kadar farklı, zıt yorumların bulunduğu bazı tarihsel figürler vardır. Türkiye özelinde bu figürlerin en önemlilerinden biri Sultan II. Abdülhamid’dir. 

Son dönem Osmanlı tarihi üzerinde en çok tartışılan isimlerden biri olan Abdülhamid’in “Ulu Hakan” mı yoksa “Kızıl Sultan” mı olduğu üzerine geniş bir tartışma hala geçerliliğini koruyor. Bu çerçevede yazılmış ve büyük ölçüde yazanın ideolojik yaklaşımından fazlasıyla etkilenmiş çok sayıda çalışma mevcut. Ancak, bunların Sultan II. Abdülhamid’in karakterini, düşünce ve inanç dünyasını yakından aktaran çalışmalar olduğunu söylemek zor. 

İşte bu noktada gerek Abdülhamid’i tanımak gerekse dönemini ve icraatlarını anlamak, sürgün yıllarındaki ruh halini analiz etmek, İttihat ve Terakki’nin iktidar yıllarına ışık tutmak bakımından önemli bir kitap çıktı. Sultanın sürgün yıllarındaki hususi doktoru Âtıf Hüseyin Bey’in günlüğü Timaş yayınları tarafından kitap  dünyasına kazandırıldı. Sultan II. Abdülhamid’in Sürgün Günleri başlıklı kitap, doktor Âtıf Hüseyin Bey’in Sultan Abdülhamid’in özel doktorluğunu yaptığı dönemde tuttuğu 12 adet defterdeki notlardan oluşuyor.

Âtıf Hüseyin Bey, Abdülhamid’in Selanik’e sürgüne gönderilmesinden Beylerbeyi Sarayı’nda ölmesine kadar onun hususi hekimliğini yapmak üzere İttihat ve Terakki hükümeti tarafından görevlendirilmiş bir zat. Abdülhamid’in ölümüne kadar da bu görevi devam ettiriyor. Âtıf Hüseyin Bey’in hayat hikayesine baktığımızda, kendisinin Üçüncü Ordu Selanik Hastanesi’nde görev yapan bir askeri doktor olduğunu ve siyasi eğilimleri bakımından İttihat ve Terakki Partisi taraftarı olduğunu görüyoruz.

31 Mart Vak’ası sonrası tahtan indirilen Abdülhamid’in Selanik’e sürülmesi ile onun ve beraberindekilerin hususi doktoru olarak atanan Âtıf Hüseyin Bey’in bir diğer vazifesi İttihat ve Terakki yönetimine Abdülhamid ile ilgili bütün gelişmeleri rapor etmek. Âtıf Hüseyin Bey ilk zamanlar Abdülhamid’den hiç hazzetmez. Bunda pek tabi Âtıf Hüseyin Bey’in İttihat ve Terakki taraftarı olmasının payı büyüktür. Sultan’a yönelik antipatisi günlüklerindeki notlara da yansır. Ancak daha sonraki süreçte görüşleri değişmeye başlar ve Âtıf Hüseyin Bey ile Sultan arasında bir çeşit yakınlık hasıl olur. Günlüklerden anlaşılacağı kadarıyla, Abdülhamid’i zamanla daha iyi tanımış ve ön yargılarını kırmış olan Âtıf Hüseyin, Sultan’a giderek sempati duymaya başlar.

Tabii bu değişim nedenlerine ilişkin birkaç tahminde bulunmak mümkün. Özellikle İttihat ve Terakki’nin yönetimde olduğu dönemde kaybedilen Trablusgarp savaşı ve Balkan savaşları bozgunu sonrası Âtıf Hüseyin Bey’in İttihatçılara dönük eleştirel tavrı burada önemli bir etken olarak göze çarpıyor. Âtıf Hüseyin Bey’in Abdülhamid’e yakınlık duymasındaki bir diğer önemli etken ise Sultan’ın kendisine bağlanmış olan 50 liralık aylık tahsisatın 25 lirasını her ay Âtıf Hüseyin’e vermesi.

Âtıf Hüseyin Bey’in, 30 Mayıs 1909’da tutmaya başladığı günlükler Abdülhamid’in ölüm tarihi olan 10 Şubat 1918’de son bulmuştur. Günlükler toplamda 900 sayfadan müteşekkildir. Bu günlükleri özgün ve oldukça ilginç kılan özellik ise Âtıf Hüseyin’in pek çok yerde Sultan ile olan sohbetlerini günlüğüne not etmesidir. Bu sohbetlerde Âtıf Hüseyin Bey, Abdülhamid’in özel hayatını, fikir, düşünce ve inanç yapısını, hislerini, sevgi ve nefretini, kişiliğini ve daha çok Avrupa ülkelerine ait hatıralarını, şahsi ve siyasi yaklaşımlarını aktarmıştır . Günlükler ayrıca Abdülhamid’in sağlık durumu ile ilgili detaylı bilgiler içermektedir . Dolayısıyla  Âtıf Hüseyin Bey’in günlükleri Abdülhamid’in sürgün yıllarındaki hem fiziksel hem de ruhsal haline ışık tutması bakımından çarpıcıdır.

Âtıf Hüseyin Bey siyasi konulara ve bilhassa iç siyasete ve siyasi aktörlere dair Abdülhamid’le sohbetlerinde detaylara fazla girmemiş. Daha çok yüzeysel konuşmalar yapmıştır. Bunun nedeni bir ölçüde Sultan’ın mevcut siyasi yapının ve iktidarın üzerinde kurduğu baskıyı hissetmesi olarak okunabilir. Son tahlilde, dönemin iktidarı tarafından sürgüne gönderilen ve sürekli onların gözetiminde olan devrik bir Sultan’ın İttihat ve Terakkili olduğunu bildiği Âtıf Hüseyin Bey ile bu tür mevzuları açıktan ve etraflıca konuşması beklenemezdi. Nihayetinde, gerek doktoru Âtıf Hüseyin Bey, gerekse Sultan’a nezaret eden muhafızlar Abdülhamid’in her hareketini hükümete rapor etmiştir. O nedenle, Abdülhamid sohbetlerinde daha çok gündelik, sıradan meselelerden, daha ziyade yaptığı hizmetlerden, sağlık konularından ve gezi anılarından söz etmiştir (örneğin s.119-123). 

Günlüklerdeki sohbetlerde genelde konuşanın hep Abdülhamid olduğunu görüyoruz. Âtıf Hüseyin bazen sıradan sorular sormuşsa da genelde hep susmayı ve dinlemeyi tercih ediyor. Abdülhamid doktoru ile olan sohbetlerinde genel itibariyle samimi olmaya ve düşündükleri serdetmeye çalışıyor. Âtıf Hüseyin’in, kendisini yakın görüp dertlerini paylaşmak isteyen Abdülhamid’e karşı kayıtsız ve bigane kaldığına d şahadet ediyoruz.

Hulasa, Osmanlı-Türk tarih yazımının belki de üzerinde en fazla ihtilaf yaşadığı Sultan II. Abdülhamid’in düşüşe geçtiği, devrildiği ve aktif siyasetten uzak kaldığı sürgün yıllarına; onun halet-i ruhuyisine ve sürgün günlerindeki günlük yaşamına dair çarpıcı notlar içeren bu çalışma hakikaten okunmaya değer. Metin Hülagü’nün titiz bir biçimde yayına hazırladığı bu günlükler, Abdülhamid’in hastalıkları, ilaçları, hastalıklara karşı başvurduğu tedavi metotları hakkında bilgi sunmasının yanı sıra, devrik Sultan’ın özel hayatı, düşünce ve inanç yapısı, hisleri, sevgi ve nefretleri, kişiliği ve şahsi ve siyasi yaklaşımları konusunda tam bir başvuru kaynağı niteliğinde.

Ümit Kurt

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
319 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
YABANCI TARİHÇİLER