TÜRK TARİHÇİLER
Osmanlı'da Mizah / Cemal Kutay

Cemal Kutay, 180’i aşkın kitap yazmış, yazdığı olayların bir bölüğünün tanığı olmuş bir tarihçidir. Kitaplarından Türkiye İstiklal ve Hürriyet Mücadeleleri Tarihi, yirmi cilttir. Cemal Kutay, Cizre-Botan bölgesini uzun süre yönetmiş Azizan hanedanından Bedirhan Bey’in üçüncü kuşaktan torunudur. Bu durumun onun yazılı kaynaklar kadar sözlü kaynaklara da ulaşmasını sağladığı açıktır. 1924-28 yılları arasında muhabirlik, Hakimiyet-i Milliye’de istihbarat şefliği ve fıkra yazarlığı yapan Kutay, Konya’da Yeni Anadolu gazetesini ve Zaman dergisini, İstanbul’da Halk gazetesini, Millet dergisini çıkardı. Kutay, pek çok gazete ve dergide özellikle tarihi konularda yazılar yazdı... Osmanlı’da Mizah onun en önemli kitaplarındandır.

Kutay bu incelemesinin Önsözü’nde Osmanlıların genel olarak “ciddi görünme” alışkanlığından söz ediyor. Bu merakın zamanla bir karakter oluşturduğunu, bir anlamda ikiyüzlü bir hayat sürüldüğünü Lady Montagu’nun mektuplarından bir alıntıyla kanıtlıyor:     

“Osmanlılarda aile ve ferd (birey) hayatı, bu muhteşem imparatorluğunun esas unsurunu teşkil eden Türkler’de mizaç (huy) ve karakter değişikliğini zorlamış. Osmanlı içtimai nizamında (toplumsal düzeninde) ciddiliğin şekille alakalı tecellileri (belirtileri, görünüşleri) var. Mesela ben Fatma Sultan’ın yanına gittiğim zaman, Sultan; yaşlı halasının yanında başka bir insandı. Ev içinde neşelenmek için çağrılan hokkabaz ve karagözcülere yüksek sesle gülebilmek bile ancak kendi çağdaşlarının bulundukları yerlerde mümkün oluyor. Fakat kadınlarda olsun, erkeklerde olsun, topluluk eğer yaş ve mevki (düzey, statü) bakımından uygun ise o şeklî (biçimsel) ciddilik yerini hemen canlı ve coşkun neşeye bırakıyor. Boş zamanlarda okunan el yazması kitaplar içinde lâtifeler, şakalar, hoş fıkralar olanlarını bilhassa yaşlıların göremeyecekleri yerlere saklıyorlar. Fakat onları o kadar seviyor ve benimsiyorlar ki, içindekileri ezberden biliyorlar.”

Mizah ve matbaa 

Henüz matbaanın dolayısıyla dergi ve gazetelerin olmadığı süre içinde Divan edebiyatının, mizah eserlerinin ilgi görüşü ilginç bir saptama. Kutay, dergilerden önceki sözlü ve görsel mizahımızı özetledikten sonra ilk mizah dergisinin 1868’de Namık Kemal ile Teodor Kasap tarafından on üç hafta “denendiğini”, Hayal ve Diyojen’in 1870’de yayımlandığını yazıyor. Bu aradaki önemli saptaması mizahın (Divan edebiyatı dâhil) nasıl küçümsendiğidir. Bu zeka sanatına üç ad veriliyor: Hezliyat, şathiyat, mizah. Bu sözcüklerin sözlük anlamı ise Kutay’a göre şunlardır: “Lâtife, şaka, alay, ciddi olmayan söz, edebiyatta bazı fikirleri şaka, nükte ve târizlerle (taşlama, iğneleme) süsleyip ifade eden yazı çeşidi,  eğlendirici fıkralar.” Yazar, İran’da ve Araplarda mizahın dalkavuk benzeri sözlerle aşağılandığını, hatta dine/şeriata aykırı sözlerin de mizah anlamında kullanılan “şathiyat”la tanımlandığını ekliyor. Mizahın Osmanlılarda ölümle cezalandırıldığını da (Nef’i’yi anımsayın)  “İşte Türk mizahının böyle sert bir geçmişi var” ifadesiyle bütünlüyor.

Kutay günümüzde mizahın değerini vurgulayarak kitaplığındaki mizah dergilerini, inceleme ve yorumlarla okura sunuyor. Mizah geçmişimizi şöyle özetliyor: “Namık Kemal ve Teodor Kasap’la başlayan Osmanlı Türklerinde mizah 1870’le 1879 arası velut (verimli), hareketli, basının öteki alanlarına göre daha derin izler bırakarak devam etti, fakat 1879’dan 1908’e kadar tam bir susma ve sinme devrine girdi.”

Kutay’ın bu iki dönemde yayımlandığını söylediği dergilerin önde gelenleri şunlar: Diyojen, Hayal, Çaylak, Şarivari, Karagöz, Curcuna, Çıngıraklı Tatar, Kalem, Eşref, Cem. Bu adları izleyen saptama yürek burkucu: “Bugün, başta devlet arşivi, hemen hemen hiçbir yerde bunların tam koleksiyonu yoktur.”  Bu yokluğun sebebi ne yazık bugün bile geçerli:

“Neden? Osmanlı Türklerinde evlâtlara kalabilecek en değerli hatıraları ihtiva eden bu ciltlere gerektiği kadar değer verilmemiş midir?

Hayır!.. Bu kaybın sebepleri var: Göçler, hicretler, yangınlar ve bilhassa bunların başında gelen siyasi baskılar.

1879’la 1908 arasındaki jurnalcilik yıllarında en ağır suçlama muzır (zararlı) gazete ve mecmuaların bulundurulması ittihamı  (suçlaması) idi. Böylesi, ani baskınlar sonunda evlerinde bulunanların uğrayacakları en hafif ceza sürgündü.(...) 1908 İkinci Meşrutiyeti’nden sonra böylesine akıbetlere uğramış olanlar içinde hayatta kalıp da evlerine dönenlerin sayısı seksen bini aşıyordu. İpek mebusu meşhur Hafız İbrahim Efendi, Mebusan Meclisi kürsüsünden bu sayının iki yüz binin üstünde olduğunu, yarısından çoğunun mezarının bilinmediğini söylemiştir.”

Çok dilli mizah

Cemal  Kutay, 1870-79 döneminde Türk mizahının çeşitli yönlerde geliştiğini, o dönemin mizahçılarının Batı’dan dergi adlarını da kullandıklarını söyler. “Mesela Diyojen’in Fransızca, Rumca, Ermenice sayıları da çıkardı. Fakat bu arada, asıl dikkat değer olan(...) Şarivari’dir.(...) Charivari’nin dilimizdeki karşılığı ‘bir kimseyi yuhalamak için evinin önünde halkın teneke çalarak, tencerelere vurarak yaptığı patırtı, yuha baskını” olarak çevrilebilir!” Ne var ki  bu derginin aslı Fransa’da iktidarda olan Üçüncü Napolyon’la mücadele etmekte bu yüzden Fransa yerine Belçika’da yayımlanmaktadır. Derginin durumu (Fransız elçiliğinin başvurusuyla) anlaşılınca Dışişleri Bakanlığı derginin sahibi “İzzetlû”  payesi verilmiş Mehmet Arif Efendi’ye ya derginin adını değiştirin ya kapat buyruğunu vermiş. Ve dergi kapatılmış. 

Bu dergi ilk sayısında amacını  “Yuh çekmeye layık her ne var ise teşhir eylemek, cümle Osmanlıların yürekten söylediğini avazı çıktığı kadar bağırarak, saadetimize musallat olmuş kişilerin haneleri (evleri) önünde teşhir şamatası icra eylemek!” diye belirtmiş. Ve daha ilk sayısında aleyhinde dört dava açılmış. Davaların en ilginci Zeyrek halkından Hüsam Efendi’nin açtığıdır: “Gazete, ekmek elden su gölden yaşamak ne demektir? sorusunun cevabını verirken, örnek olarak aldığı kişi Hüsam Efendi’nin yaşantısına o kadar benziyormuş ki mahallesinde rezil olmuş, bu sensin demişlermiş, o da mahkemeye başvurmuş: Şarivari’yi çıkaranlar hâkim önüne gelsinler de, anlattıkları kişinin kendisi olmadığını açıkça söylesinler diye.”

Osmanlı’da Mizah, Türkçede ilk mizah dergilerinin, karikatürlerin, mizah öykülerinin örnekleri için çok önemli bir kaynak.

Sennur Sezer

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
333 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
YABANCI TARİHÇİLER