TÜRK YAZARLAR
Osmanlı'da Kahvehane ve Toplumsal Hayat Mekanları / İlyaz Bingül

Hepimiz çok meşgulüz. O kadar meşgul olmazsak hayatımızdaki derin boşluklar ne olur bilemediğimiz gibi, boş zaman nedir, nasıl yönetilir, bu yeteneğimizi de unutalı çok oldu. Bir kahve içmeye hasret kalmadık ama “bir ara bir kahve içelim” de dilde çoktan yerini aldı. Kimseyle görüşmeye vakit yok. En fazla bir kahveye vakit var.

Bugünün (a)sosyalleşme mekânları kafelerin ilk hali kahvehanelerin 16. yüzyılda Türkiye’ye geliş hikâyesiyle başlayan ve okudukça akılda odalar açan bir kitap Osmanlı’da Kahvehane ve Toplumsal Hayat Mekanları. Alıntılar ve sordurduğu sorularla daha ilk sayfasından bir şairin, edebiyatçının elinden çıkmış sosyolojik bir araştırma kitabıyla karşı karşıya olduğunuzu anlayacaksınız.  

Kahvenin anlamını üreten kimdi?

Yazar, önümüze bir kahve çekirdeği koyuyor. Onun üzerine düşünebileceğimiz ne varsa cömertçe sunuyor. 16. yüzyılda Osmanlı’da sosyalleşme alanları kahvehanelerin anlamını, cinsellik mekânı olarak kahvehaneleri ve kahvehanelerde kimlik meselesi gibi konuları da  irdeliyor. Kahve içme; yalnızca bir besin tüketimi değil, aynı zamanda üretkendir, yayılır, paylaşılır, zevk verir, bir şey anlatır.Tam da bu nedenle yazar, “Kahvenin anlamını üreten kimdi” diye sorduruyor.

Kahvenin Osmanlı İstanbul’unda bulduğu şey bir köken tarih değil, bir ortam, bir çevre, bir atmosferdi diyor İlyaz Bingül. Tarihine bakıldığında kahve 13. yüzyılda Yemen’de keşfedildi, oradan Mısır’a, Anadolu’ya ve İran’a yayıldı. Bazı kültürlerde selamlaşma anlamında dince uygun olup olmadığı tartışılırken, sarhoşluk verdiği için yasaklandığı, kimilerine göre uyanık tuttuğu için gece zikr ayinlerine yarenlik ettiği söyleniyor.

Yazar bu yönüyle kahve yapımı, sunumu ve tüketimi üzerinden düşünme fırsatı bulamadığı ritüellerin sosyolojik köklerini sunuyor. “Törenler olmaksızın yaşamak net anlamlar ve muhtemelen anılar olmaksızın yaşamaktır. Kahve içme törensel sürecin bir parçası olur” diyor.

Kahve içme ritüeli gündelik hayatın bir parçası olarak kişilerarası yüz yüze kalıbını da üretti. Gündelik yaşam kültürünün sınırlarının keşfedildiği bu dönem kahvehanelerin açılması, sayılarının, işlevlerinin ve türlerinin çoğalması ve toplumun çok çeşitli kesimlerinden insanları barındırması, gündelik yaşamdaki renklere, törensel nezakete ihtiyacı da işaret ediyor.

Sohbet çok mu koyu...

Bugün bir nesnenin adı olarak kullandığımız kahve bir Coffea arabica’nın bir meyvesi olduğu bilinmeden önce şarabın aşağılayıcı niteliklerinden biri olarak uzun bir geçmişi olan bir sözcükmüş Arapçada. Sonrasında ise zikr meclislerinde tarikat ritüellerinin tamamlayıcısı olarak kullanılmış. 1514 -1517 arasında açılan kahvehanelere bakıldığında kahvenin kısa sürede halk içeceği haline geldiğini de söyleyebiliriz.

Kahve içmenin zamanla geldiği noktaya bakıldığında toplumsal ilişkiye duyulan ihtiyaç olduğunu görmek mümkün.  Ancak bu kamusal alan da ilk olarak erkekler üzerinden kuruldu, kadınlar için ise dönemin ilk kahvehaneleri hamamlar oldu. Kullanıcıları ve mekânları değişse de kahve ister kamusal ister mahrem alanda tüketilsin, ilk tüketildiği yerlerin özelliğinden olacak çene çalmak ve sohbeti koyultmanın da aracı oldu.

Osmanlı’da Kahvehane ve Toplumsal Hayat Mekanları hem akademik araştırmalarda incelikle kullanılabilecek bir kaynak, hem de kahveye bir güzelleme, bir saygı duruşu olarak okunabilir.

Dilek Kösedağı

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
270 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
YABANCI YAZARLAR