TÜRK TARİHÇİLER
Osmanlı'nın İstanbul'u / Doğan Kuban

İstanbul, büyüleyici doğasını ve dokusunu öldürme çabalarına inat, çekiciliğini elden bırakmadan soluk almaktan vazgeçmeyen bir kent. Bu yüzden de etkileyici yapılarıyla, birinden ötekine birden çehresini değiştiren dar sokaklarıyla hep keşfetme isteği uyandırır. Ama İstanbul’u gezmek zorlu bir iştir. Çoğu kez kenti, turistik sayılabilecek az sayıdaki yerli –kimi zaman da yabancı dilde, yabancılar tarafından yazılmış– kitaplarla öğrenmeye kalkışırsınız. Örneğin, “Soldaki şu sokağa sapınca şu kiliseyi göreceksiniz” der. Ama soldaki sokağın adı değişmiş olabilir ya da bir yol çalışması yüzünden sola sapamayabilirsiniz. Böylece yine eski usul, sora sora bir kiliseyi, bir camiyi ya da bir bedesteni bulmaya çalışırsınız. Diyelim buldunuz, bir de elinizdeki bilgilerle bir türlü merakınızı gideremezsiniz, çünkü turistik kitaplar, doğaları gereği keşfetmek istediğiniz yapıyı her yanından çekiştirerek parçalarlar. En sonunda “görüp, tanıma” isteğinizi bastırarak sezgilerinizi izleyip ilk kez girdiğiniz sokakların tadını çıkarabilirseniz ne âlâ, ama inat ederseniz o yapı giderek sizden uzaklaşır daha da yabancılaşır.

Damıtılmış bilgiler eşliğinde

Doğan Kuban’ın, YEM Yayınları’ndan çıkan yeni kitabı Osmanlı’nın İstanbul’u, işte tam da bir türlü o güzel yapıların içine, onların tarihine süzülemeyenlerin imdadına yetişiyor. Doğan Kuban’ın engin bilgisi ufacık bir rehber kitabın içinde avucunuza düşüveriyor.

Kitap kendisini Osmanlı mimarisiyle sınırlandırarak, camiler (kiliseden dönüştürülmüş camiler dâhil), külliyeler, bedestenler, çarşılar, hamamlar, medreseler, saraylar, kasırlar, çeşmeler ve yalılardan seçilmiş tam 112 yapıyı kısa ama özenle süzülmüş zengin ayrıntılarla, olağanüstü fotoğraflar ve planlar eşliğinde sunuyor. Kitapta, Sur içi dört bölgeye ayrılmış: Sultanahmet-Sirkeci, Beyazıt-Eminönü, Fatih, Aksaray-Yedikule. Sur dışı ise Eyüp, Galata-Beyoğlu, Üsküdar-Kadıköy ve Boğaziçi olmak üzere yine dört bölgeye ayrılırken toplamda bu sekiz bölgeye bir de İstanbul çevresi eklenmiş. Bu son bölümde önemli Sinan yapılarından Büyükçekmece Köprüsü ve Mağlova Sukemeri yer alıyor.

Tüm bölgeler farklı renklerle tek bir harita üzerinde işaretlenmiş ve her bölümün başında da o bölgenin ayrıntılı haritası verilerek anlatılan yapılar numaralandırılmış. Her bölgenin yapıları, önemine göre seçildiğinden bölümlerde yer alan yapıların sayısı ortalama 10 ila 20 arasında değişiyor.

Klişesiz kitap

Kısacık metinlerle bir Osmanlı yapısının kendi kültürel dönemindeki ağırlığını, varsa daha evvelki yapının hangi kültürel anlayışın uzantısı olarak yer aldığını, yapının değişen sınırlarını, bugüne kalmamış evrelerini, değişimlerini, eklentilerini, malzemesini, sanatsal yaklaşımını bildik klişeleri bir kenara süpürerek açık seçik, net bilgilerle ortaya koyuyor. Yapıları yaratan iradelerin arkasındaki istek ve arzuların, cesur yorumların içeriğine dokunarak onları tarihsel çevrelerine yeniden yerleştiriyor.

Kitapta yapıların özgünlüklerinin arka planı gün ışığına çıkarılırken, yer yer Batı’daki örneklerle karşılaştırılarak kendi dönemleri içinde evrensel panoramada durdukları yer saptanıyor. Örneğin, Topkapı Sarayı’nın Osmanlı’ya özgü basit, işlevsel bir düzene göre nasıl şekillendiğini; Sirkeci Garı’nın oryantalizminin nereden geldiğini ya da Nuruosmaniye’de neden barok etkisinin olduğunu ve barok üslubun özelliklerinin nasıl işlendiğini bir bir ortaya seriyor.

Osmanlı’nın İstanbul’u, İstanbul’u “görme biçimi”nizi tamamen değiştiren bir kitap. Sizi yaşadığınız kentte bir turist gibi dolaşmaktan kurtarıyor.

Nilüfer İlkaya Elçioğlu

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
268 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
YABANCI TARİHÇİLER