TÜRK TARİHÇİLER
Jön Türklerin Yükselişi / Naim Turfan

Türk siyasal yaşamının temel sorunlarıyla ilgilenen araştırmalar için, ordu-siyaset ilişkisi merkezi bir önem taşımaktadır. Cumhuriyet dönemini ele alan çalışmalarda, ülkenin kurucularının askerler olduğu ve bugüne dek gelen yapısal özelliklerin köklerinin o dönemde bulunduğu vurgusu dikkat çekerken, sonraki yılları ele alan çalışmalarda ordunun siyasetteki rolü, yaşanan darbelere odaklanılarak incelenmektedir. Konuya daha geniş bir perspektiften bakıldığında, Osmanlı’yı konu edinen eserlere hâkim olan söylemin de, savaşların belirleyici etkisinin esas alınması sebebiyle, askeri-siyasi tarih ağırlıklı olduğu görülmektedir.

Bununla birlikte, Osmanlı toplumsal yapısında son yüzyıla dek devam eden, yöneten-yönetilen ayrımı esasen asker-reaya şeklinde gerçekleşirken; devletin vergi toplaması ve tarımsal faaliyetleri denetlemesi gibi ilave işlere de bakması sebebiyle asker, sadece savaşçı anlamına gelmemektedir. Böylesi tarihsel ve toplumsal kökleri olan bir karşılıklı bağımlılık ilişkisi içinde, halkın nazarında devlet asker, asker de devletle belli bir özdeşlik kazanmıştır. Bu el ele tutuşan kavram çifti, M. Naim Turfan’ın inceleyeceğimiz kitabında ilginç bir ironi doğurmaktadır. Zira yazarın çalışmasına seçtiği başlık Jön Türklerin Yükselişi iken, alt başlık Siyaset, Askerler ve Osmanlı’nın Çöküşüdür. Yani askerlerin siyasi sahnedeki yükselişi, son aşamada koca bir imparatorluğun çöküşüyle bir anılmaktadır.

Naim Turfan, İttihatçıların iktidarı ele aldığı imparatorluğun o “en uzun on yılı”na odaklanan ancak sıklıkla bu çerçevenin dışına çıkarak yaptığı incelemesinde, aslında Osmanlı’da ordunun siyasetin dışında bir yerde tutulamayacağını, ordunun bizatihi kendisinin siyasi bir kurum olduğunu ortaya koyarak söze başlıyor. Nitekim bu, günümüzden yaklaşık yüz kırk yıl evvel Ali Suavi’nin, İngiltere’de Muhbir gazetesini çıkarırken, “Bizde de İngiltere’deki gibi muhalefet partisi vardır ve elli yıl öncesine değin bu parti Yeniçeri Ocağı olmuştur” deyişinin teyidi anlamına gelmektedir.

Halka inmek

Turfan’ın çalışmasına ruhunu veren tespit, 1909’da Selanik’teki İttihat ve Terakki Cemiyeti toplantısında, henüz Jön Türklerin B kadrosundan genç bir subay olan Mustafa Kemal’in yaptığı bir konuşmaya dayanıyor. Söz konusu konuşmayı bir tür yapı-bozumuna uğratan Turfan’a göre, bu konuşma ordunun siyasetten; siyasetin de ordudan çekilmesi yönünde anlaşılmasına rağmen, aslında Mustafa Kemal’in orduyu siyasetin üzerinde bir yere konumlandırdığını göstermektedir. Buna göre Mustafa Kemal’in sözleri, siyasetçilerin işgal ettiği koltuklara oturmadan da, vatansever askerlerin (müesses bir güç olarak da ordunun) devlet yönetimini eline alabileceği/elinde tutabileceğini işaret etmektedir. Türk siyasal kültürüne askerin son yüz on yıldaki bakış açısının nasıl ikili bir anlam taşıdığını yansıttığı görülen bu sözler, Selanik’te dile getirildiğinde, ona çok sonraları yüklenen anlamın aksine, pek de ilgi uyandırmamıştır.

Çünkü Turfan’ın da bildiği ve çalışmasına konu ettiği gibi, Türk milliyetçiliğinin doğuşuna ve yükselişine paralel olarak değerlendirmelerde bulunmamız gereken Jön Türk zihniyetinde, devleti kurtarma misyonu için devleti ele geçirmek esastır. Jön Türklerde Aydınlanmacılığın ve pozitivizmin yanında, “Halka Doğru” yürümeyi (inmeyi) salık veren edebi yönelimlerle gayet uyumlu bir milliyetçi-halkçı damar bulunmaktadır. Jön Türklerin sivil siyasetçileri arka plana ittiği kritik dönem, bu bakımdan “Sultan’ın kulu” ve Hilafetin sancaktarı olmaktan çıkıp “milletin hizmetkârı” olunan ve devletin sahipliğinin “millet adına” üstlenildiği yıllardır. Bu üstlenme, bir müddet sonra kaçınılmaz olarak vesayete dönüşmeye başlayacaktır. Buradaki ironi, klasik dönemlerden beri görevi mevcut olanı korumak olan Türk askerinin, artık Jön Türklerle (daha genel olarak 1880’lerde doğan Harbiyelilerin 1950’lere dek süren etkileriyle) birlikte değişimin, modernleşmenin, batıcılığın ve laik-milliyetçiliğin asli temsilcisi olmasıdır. Bu geçişin askerler üzerindeki sancıları ve askerin halka inmekten söz ettikten bir süre sonra neden ve nasıl halkla arasına mesafe koyduğu hâlâ hakkıyla incelenmemiştir.  

Mustafa Kemal’in, sonraları çok önemsenerek onun siyasi vasiyeti gibi değerlendirilen sözlerinin ön-tarihi olarak Turfan’ın Osmanlı geçmişinde çıktığı uzun gezinti, bin yıllık bir sürekliliği olduğu kabul edilen Türk ordusunun karakteristiğini tespit çabası olarak anlam taşımakta. Kitabın ilk halinin bir doktora tezi olarak yazıldığı 1980’lerin başlarında, yani yazar henüz yirmili yaşlarının ikinci yarısını yaşıyorken, henüz çok yeni gerçekleşmiş ve geniş kitleleri sarsmış bir askeri darbeyle bahsettiğimiz karakteristik arayışının bağlantısı bu noktada ihmal edilmemelidir. Nitekim kitabın geneline sinmiş ve okur tarafından sezilebilecek olan asıl merak, sanki “Türk ordusu, Türk insanına karşı neden ve nasıl bu denli sert davranabilir?” şeklinde formüle edilebilirmiş gibi görünüyor. Bu sorunun etrafında şekillenen tartışmalarda, askeri odağa alan tahliller, askerin devlete ve topluma bakışının hangi kültürel kodlara sahip olduğunu anlama çabasına yaslanıyormuş gibi duruyor. Bu konuda, yazarın, Şükrü Hanioğlu’nun Jön Türkleri ve onların düşünce dünyasını konu alan eserlerini bütünlediğini söylemek mümkün…

Jön Türklerin Yükselişi’nin mümeyyiz vasfı, klasik Türk tarihçiliğinin ana akımından ayrılmasını sağlayan tarihsel sosyolojik yaklaşımı. Yazarın, (bazen sorunlu olsa da) başvurduğu kavramsallaştırmaların özgünlüğü ve ezberleri silkeleyen sorgulayıcı bakışı, çalışmanın kıymetini başka bir mertebeye taşıyor. Turfan’ın muazzam bir iştahla çok geniş bir alanda okumalar yaptığı gerçeği ise, hemen her sayfasında bir uzun haşiyenin, toplamda dokuz yüze yakın dipnotun bulunmasından ve otuz beş sayfalık kaynakçasından belli. Prof. Dr. Feroz Ahmad’ın önsözü ve Mehmet Moralı’nın titiz tercümesiyle okuru selamlayan Jön Türklerin Yükselişi, indeksiyle beraber uzun soluklu bir çalışma. 

Hasan Aksakal

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
212 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
YABANCI TARİHÇİLER