TÜRK TARİHÇİLER
Türk Kelebeği - Guyan Adası'na Sürülmüş Cemil Bey'in Hatıratı / Ergun Hiçyılmaz

1919 yılının 31 Eylül günü… İstanbul… Türk toplumunun en büyük bunalım yaşadığı dönem. Osmanlı başkenti düşman kuvvetlerince işgal edilmemiş sayılır ama limanına galiplerin donanmaları demir atmış, sokaklarında da birlikleri silahlarıyla dolaşmaktadır. Ayrılıkçı Rum, Ermeni ve benzeri cemaatler, hem basınları hem de dernekleri aracılığıyla kampanyalarını onlara dayanarak serbestçe sürdürmektedirler. Anadolu dört bir tarafından işgal edilirken,  Yunan orduları da dört buçuk aydan beri Anadolu’ya yerleşmede öne geçirilmiş durumdadır.

Milli Mücadele, Erzurum ve Sivas kongreleri ile bir bütünlük niteliği kazanmış gibi görünmekle birlikte, Misak-ı Milli amacının gerçekleşebileceğine yürekten inanan son derece azdır. Yüzyıllardan beri vazgeçilemeyen, kararların sadece İstanbul’dan çıkması alışkanlığı çerçevesinde başkentteki düşünürlerin hemen hepsi uzlaşma yanlısıdır. Zaten basına getirilen sansür de işgalcilere tepki gösterilmesini engellemektedir.

Bu ortamda 31 Eylül 1919 günü pek genç, 19 yaşında bir polis memuru tramvayla Ayasofya’dan aşağı inerken, aracın durması ve halkın koşuşmaya başlamasıyla ileri çıkar. Fransız ordusunun Senegalli askerlerinden beş veya altısının zilzurna sarhoş halde, bellerindeki kasaturalarını çekip saldırıya geçtiklerine tanık olur. Sirkeci istikametinden gelen bir arabayı devirip içindeki iki Türk hanımını zorla indirip sürüklemeye çalıştıklarının farkındadır. 

Kızan halk işi bastırmaya çalışırken, gelen Fransız birliği onlara saldırınca genç polis yardıma çağırılır. Polis Müdüriyeti Umumiyesi’nin, bu evine dönmekte olan görevlisi, tabancasını çeker ve kovaladığı zencilerden ikisini vurur. Olay kapanmış gibi görünse de bu kez hakkında, “İşgal orduları efradının aleyhine silah kullanmak cinayettir” yargısıyla tutuklama emri çıkar ve Fransız İşgal Kuvvetleri Kumandanlığı’na teslim edilir.

Ergun Hiçyılmaz’ın yazdığı Türk Kelebeği isimli kitabın konusu, bu olayın kahramanı Mehmet Cemil’in (Eryürek) on yıl boyunca -Şeytan Adaları diye nitelenen- Guyan Adası’nda geçirdiği esirlik anılarıyla ilgili. Kendi askerlerinin saldırganlığı konusunu hiç gündeme getirmeyen işgalciler, onu on sene küreğe mahkûm etmişlerdir. Güney Amerika kıtasının kuzeydoğusunda Brezilya’nın üstünde olan küçücük Fransız sömürgesi olan Guyan’ın sahilindeki adacıklarda ayakları zincirli olarak taş kırmakla bu süreyi dolduracaktır. 

1920 Martı’nda gemiye bindirilip yola çıkarılırken ailesine gönderdiği Vedaname’deki dizeler, kültürlü biri olduğunu kanıtlıyor: “Mukadderat böyle imiş ne edelim/ Fransa’ya yol göründü gidelim/ On sene de zindanlarda yatalım/ Size veda ey mübarek pederim/ Anacığım, benim canım gidiyorum.”

Hiçyılmaz bize, Cemil’in Resimli Perşembe’nin 1927 yılı Ekim’in de dizi olarak yayımlanan “Şeytan Adası’nda Bir Türk Polisi” başlıklı anılarını aynen aktarıyor. O dönemde olayların günümüz okuru tarafından daha iyi anlaşılabilmesi için kitabına iki bölüm eklemiştir. Birincisi, özelikle 1919 yılı eylül ayındaki ortamın iyice anlaşılabilmesine yönelik.  Bilhassa Cemil’in, Teşkilat-ı Mahsusa ya da Milli Mücadele ile bağı olmadığını belirtmesine rağmen toplumun özgürlük haklarını aynı anlayışla savunmasıyla ilgili. Bu konuda bolca örnek veriyor. Çeşitli kaynaklardan alınan bilgiler arasında iki Yunan askerinin tramvay biletçisine “Ankara’ya iki bilet kes” alayı üzerine Efe Mehmet tarafından kurşunlanmaları da benzeri niteliği sebebiyle dikkati çekiyor.

Diğer bölümse kitabın sonunda: Anılar yayımlandıktan sonra hem hakkındaki değerlendirmeleri, hem de Türkiye’deki değişen ruhu yansıtan örnekler veriyor.

Orhan Koloğlu

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
230 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
YABANCI TARİHÇİLER