TÜRK TARİHÇİLER
Gerçek ile Kurmaca Arasında Torosyan'ın Acayip Hikayesi / Hakan Erdem

Sarkis Torosyan’ın Çanakkale’den Filistin Cephesine adlı anıları yayımlandığında hemen ilgimi çekmişti. Hem varlığından bile haberdar olmadığım Ermeni subaylardan biri tarafından yazıldığı için hem de yayına hocam Prof. Dr. Ayhan Aktar tarafından hazırlandığı için. Kitapla ilgili, Radikal Kitap’ta yayımlanan Torosyan neden ihanet etti? (17.08.2012) başlıklı yazıyı şöyle bitirmiştim: “Edebi ya da tarihi özellikleri ne olursa olsun sonuçta bizi önemli bir gerçeği hatırlamak, bilmiyorsak da öğrenmek zorunda bırakan çok güzel yazılmış bir kitap var elimizde: Türkiye tarihinin sadece Türk ve Müslümanlara ait olmadığı gerçeği...”

Aradan geçen kısa sürede kitapla ilgili epey hararetli tartışmalar yaşandı. Halil Berktay’ın Taraf’ta on üç yazıyla epey hırçın sulara çektiği tartışmaya ilgisiz kalmak mümkün olsa bile, Hakan Erdem’in geçen hafta yayımlanan kitabı Torosyan’ın Acayip Hikayesi’nden söz etmemek olmazdı. 

Kitap adından da anlaşılacağı gibi Sarkis Torosyan’ın anılarının bir eleştirisi. Ve yine adının ima ettiği üzere Torosyan’ı ‘palavracı baron’ olarak dünya edebiyatına geçen Baron Munchhausen’e benzetiyor... Hakan Erdem, hatırat metnini neredeyse sayfa sayfa hem Türkçe çevirisinden hem de İngilizce orijinalinden inceleyip içindeki tutarsızlıkları birer birer ortaya koymuş. Daha önceki yazımda şöyle demiştim: “Ama en önemlisi savaş hakkında anlattıklarının, verdiği isimlerin, harekatların ve tarihlerin neredeyse tamamının doğru olması. Yani ilk baskısı 1947 yılında ABD ’de yapılan bu kitabı yazan kişinin 1. Dünya Savaşı’na katıldığı belli.” Hakan Erdem’in kitabını okuduktan sonra anladım ki yanılmışım. Aşağıda bir özetini verdiğim tutarsızlıklara baktığımızda Torosyan’ın sözünü ettiği isim ve tarihlerin bazılarının doğru olmadığı anlaşılıyor. Ayhan Aktar, bunu anıların yıllar sonra yazılmasına bağlıyor ama bu kadar tutarsızlık kitabın bir asker tarafından yazılmış olma ihtimalini de hakikaten azaltıyor. Sanki Torosyan, Çanakkale ve 1. Dünya Savaşı’nın diğer Osmanlı Cepheleri’ni, olayları bizzat yaşamış birisi ya da bir tarihçi kadar iyi değil ama meraklı bir okur kadar biliyor.Hakan Erdem’in çıkarsamaları da bu yönde odaklanıyor. Kitabın en fazla bir ‘anı-roman’ olabileceğini savunuyor.

Romansı bir hava

Hakikaten ilk okumada beni de şüpheye düşüren şey kitabın ‘hikâyesinin sağlam’ olmasıydı. Yani Torosyan’ın çok başarılı bir topçu subayı, Çanakkale kahramanı olması belki mümkün, ama en yakın arkadaşının kollarında ölmesi, son nefesinde kardeşinin yani Torosyan’ın aşık olduğu kızın Ermeni olduğunu itiraf etmesi, Torosyan’ın Cemile’ye bir türlü kavuşamaması, tesadüfen bulduğu kardeşinin de ölüvermesi, İstanbul’daki kimi maceraları vs, anlatının dramatik yönünü besleyip ona romansı bir hava katıyor.

Hakan Erdem sadece anıları tarihi olgularla karşılaştırmakla yetinmemiş. ‘Yazar Torosyan kimdir?’ sorusunun da peşine düşmüş ve ABD arşivlerinde epey bilgiye ulaşmış. Kahramanımız 1920’lerden ölünceye kadar Philadelphia’da yaşamış. Erdem, Ellis Adası’ndaki göçmen kayıtlarından Torosyan’ın ilk olarak 1916’da bu ülkeye gittiği beyanıyla karşılaşmış ki eğer beyan doğruysa, hatıratın önemli bir bölümü yalana dönüşmüş oluyor. Torosyan’ın ABD’de işçi olarak çalıştığını, yedi yıl gibi uzun bir süre işsiz kaldığını da Hakan Erdem’den öğreniyoruz. Erdem’in en çok önemsediği bulgulardan biri ise Torosyan’ın 1940 nüfus sayımında eğitim seviyesini ‘altı yıl’ olarak beyan etmiş olması. Yani Harbiye gibi bir yüksek eğitim değil, temel eğitim aldığını söylüyor... Erdem bu bilgiyi de hesaba katarak doğum yeri, anne baba ve bazı kardeşlerinin adları ile Anadolu’daki Fransız Ermeni Lejyonu’nda yer alması dışında, Torosyan’ın kitabında anlattığı hemen her şeyin uydurma olduğu sonucuna varıyor.

Torosyan’ın kim olduğu, bu anıları neden ve nasıl yazdığı, yayımlandığı zaman bu kitabın nasıl karşılandığını ise hala tam olarak bilmiyoruz. Erdem’e göre ilgi çekmek isteyen, bu amaçla kendine anılar uyduran biri Sarkis Torosyan. Yine de ben, anlattığı dönemi eğitimsiz bir palavracıya göre biraz fazla iyi bildiğini düşünüyorum. Acaba hangi kitapları okudu? Çevresindekilerin hayranlığını kazanmak için Enver Paşa imzalı (ki sahte olduğunu tarihçiler zorlukla ispat ettiler) belge üretmesine, o fotoğrafları çektirmesine ne gerek vardı? Bütün bu belge ve fotoğrafların da gerçek olmadığını kabul edersek (tamam bu da büyük ihtimal) o zaman ciddi bir ‘sahtekarlık’ çabası ya da Karl May düzeyinde bir şarlatanlık söz konusu. Nihayetinde bu kitabın Ermeni diyasporasının soykırım anlatılarında önemli bir yeri olmadığını da yine tartışmanın taraflarından biliyoruz. Bence hala önemli bir soru tatmin edici bir yanıt bekliyor: ‘Torosyan kimi, neden kandırmak istiyordu?’

Torosyan belki de hep hayal ettiği ama hayattayken asla göremediği ilgiye şimdi kavuştu; hem de eski vatanı Türkiye’de. Amacı bizlere tarihimizin sadece Türk ve Müslümanlara ait olmadığını Osmanlı ordusunda Ermeniler’in de savaştığını göstermek olabilir mi? Hiç sanmam. Ama yine de bunu başarmış oldu. Bir büyük yalancı ve sahtekar olsa da olmasa da....
 

Torosyan’ın tutarsızlıkları

* Torosyan 19 Şubat 1915’te Çanakkale’de batırdığını söylediği zırhlı hiçbir başka kaynakta yok.
* Enver Paşa’nın imzasını taşıyan belge de, Fransız ordusunun verdiği belge de tutarsızlıklarla dolu.
* Torosyan’ın teğmen rütbesiyle Ertuğrul Tabyası’nın komutanı olması mümkün değil.
* Eski Manastır Kolordusu Komutanı Mehmet Şükrü Paşa’nın kitapta anlatıldığı gibi Nuriye diye bir kızı yok.
* Çanakkale’de Aşçı Baba diye bir tepe yok. Büyük ihtimalle Alçı Tepe’den söz ediyor çünkü bazı İngiliz kaynaklarında buranın adı Achi Baba diye geçiyor.
* Ertuğrul’un bağlı olduğu komutanın Halil Bey olduğunu söylüyor, oysa Mahmut Macit Bey olmalı.
* 18 Mayıs’ta görüştüğü Enver Paşa’nın sorularından anlıyoruz ki Harbiye Nazırı’nın 25 Nisan’da başlayan çıkartmadan haberi yok.
* Bulunduğu kolordu 21 değil 20’inci olmalı. 46. Topçu Alayı’ının komutanı da Miralay Ali Rıza değil.
* Arap İsyanı’nın Nuri Yusuf diye bir lideri yok. Altı bin süvarinin komutasını Torosyan’a vermeleri inandırıcı değil. Bu bölüm Arabistanlı Lawrence’ın abartılı anılarından esinlenme.

Cem Erciyes

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
224 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
YABANCI TARİHÇİLER