TÜRK TARİHÇİLER
1930'larda Ankara: Avusturya Büyükelçisi'nin Gözüyle - Norbert Von Bischoff / Necip Azakoğlu

1930- 1932 yılları arasında Türkiye’de Avusturya Büyükelçiliği Müsteşarı olan Nobert von Bischoff, 1933 yılında Avusturya Büyükelçisi olarak görev yapmıştır. Türkiye’de geçirdiği bu üç yıl zarfında Türk toplumuna ve modernleşmesine dair gözlem yapma imkânı da bulmuş ve bu birikimlerini yazıya dökmüştür.

1935 yılında Almanca olarak kaleme alınan bu anılar, “geçmişe dair” ve “ geleceğe dair” olmak üzere iki kısımdan oluşmaktadır. Bischoff, “geçmişe dair” adını verdiği ilk bölümde okuyucuya bozkırlarda at koşturan Türk boylarından başlayarak Hititlere, oradan da Greklere kadar bir tarih gezintisi yaptırmakta, ardından da birey, aile, toplum olarak Türklerin yaşamına, evlerine, köylerine, şehirlerine ve İslam dinine dair gözlem ve tespitlerini anlatmaktadır. İslam dininin bu dünyaya kötümser baktığını belirten Avusturyalı müellif, Türklerin hayatına derinlemesine nüfuz eden ve yaşam tarzlarını şekillendiren İslami dogmaları ve bunların uygulamalarını gözden geçirmektedir.

600 yıllık Osmanlı İmparatorluğu’nda bile göçebe zihniyetin devam ettiğini vurgulayan Bischoff, Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılışını milliyetçilik, kapitalist ekonomi ve emperyalizm olmak üzere üç unsura bağlamakta ve Osmanlı’nın bu koşullarda direnmesinin nafile bir çaba olduğunu vurgulamaktadır. Buna mukabil Osmanlı’nın savaşa girişinin tüm sorumluluğunu Enver Paşa’ya yükleyen yazarın İttihat Terakki Cemiyeti’ne bakışının da son derece olumsuz olduğu görülmektedir.

Mondros’tan Sevr’e giden süreci ayrıntılı bir şekilde ele alan yazar, “geleceğe dair” adını verdiği ikinci bölümde anlatımına Çankaya’nın fiziki ve sosyal şartlarını betimleyerek başlamaktadır. Bischoff:“Üzerinde bağlar, otlaklar bulanan, bir yanı bataklık bir yanı çöl olan Çankaya tepesi, sonunda Türk yurdunun kutsal ocağına, bağımsız bir ülkeyi yeniden inşa etmek için gereken her mücadelenin verildiği zorlu savaşların, başarıların kazanıldığı güç odağına dönüştü” şeklindeki sözleriyle Ankara’yı yoktan varoluşun timsali olarak göstermektedir. Kitaba“Ankara” isminin verilmesinin sebebini de bu satırlardan anlamak mümkün.

Bunun yanı sıra Kurtuluş Savaşı’nda verilen mücadele, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ve genç Cumhuriyet’in inkılapları da ikinci bölümde tafsilatlı olarak işlenen konulardır. Yazar, Türk Devrimi’nin alışılmışın dışında, çok farklı bir devrim olduğunu söyleyerek bu devriminin sıkı bir disiplin içinde yürütüldüğünü, duygusal davranışlara ve akıl dışı hareketlere hiç fırsat tanımadığını belirtmektedir.

Bataklıktan çıkıp modernleşme ve çağdaşlaşmanın simgesi haline gelen Ankara’yı yok olmakta olan bir milletin kaderiyle özdeşleştiren Büyükelçi Nobert von Bischoff’un anılarından oluşan bu kitap, kurak bozkırlardan başlayarak 1930’lara uzanan süreci akıcı bir dille anlatmaktadır. Bir toplumun yeniden doğuşuna tanıklık eden yazarın Türk toplumuna, İslam dinine, Osmanlı devletine, Mustafa Kemal’e ve Türk Devrimleri’ne bakışı, okuyucuya farklı perspektifler sunmaktadır.

Alpaslan Remzi Kallimci

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
271 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
YABANCI TARİHÇİLER