TÜRK YAZARLAR
İmparatorluk ve Diplomasi / Namık Sinan Turan

Osmanlıların diplomasiyle ilişkisi hakkındaki baskın görüş, askeri ve ekonomik açıdan güçlü oldukları dönemlerde diplomasiyle pek ilgilenmedikleri ve dış ilişkilerde çoğunlukla kaba güce başvurdukları şeklindedir. Bu görüşe göre, Osmanlıların diplomasiyi bir yöntem olarak kullanmaya başlamaları ancak 19. yüzyılda mümkün olmuştur. Bunun nedeni imparatorluğun ekonomik ve askeri olarak oldukça güçsüz düşmesi, dağılmamak için diplomasiye başvurmak zorunda kalmasıdır. Batı oryantalizminin bu hükmü, 19. ve 20. yüzyıl tarih yazımında oldukça etkili olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu herhangi bir uygarlık üretemeyen, her türlü gelişim dinamiğinden yoksun, tüm ekonomisini, gelişimini ve siyasetini büyük oranda savaşlara bağlamış bir Asya despotluğu olarak resmedilmiştir. İç dinamikleriyle kendisini sürekli yeniden inşa eden Batı karşısında sonsuz bir durağanlık olarak temsil edilen Osmanlı İmparatorluğu’nun, Batı’ya hiçbir şekilde ayak uydur(a)-madığını iddia eden bu tarih yazımına göre, diplomasi Osmanlılar için ancak ellerinde başka hiçbir dış siyaset aracı kalmadığında başvurulmuş bir tekniktir ve uygar bir devlet yapısını değil, yıkılmak üzere olan bir devletin son çırpınışlarını temsil etmektedir.

Önyargıların diplomasiye etkisi

Bu algının oluşmasında 19. ve 20. yüzyılda ulus devletlerin yükselmesiyle değişen uluslararası ortamın, sınırlı miktardaki dünya toprağı üzerinde sınırsız sayıda ulus ve devlet kurmak isteyen toplulukları belli ölçütlere bağlı kılabilmek adına getirilen devlet olabilme şartlarının etkisi önemlidir. Dönemin Batılı siyasileri tarafından, Osmanlıların, ulus devlet şablonuyla olan uyumsuzlukları en aşırı ve vurgulu şekillerde resmedilmeye çalışılmış ve siyaseten duyulan bu gereksinim, cephanesini 19. yüzyılın yeni bilimlerinden olan tarih yazımından almıştır. Böylece dönemin Batılı tarih yazımı, Osmanlıların her türlü uygarlık belirtisiyle ilgisini silmeye çalışmış ve bu pratiğini diplomasi konusunda da uygulamıştır. Ortaya çıkan sonuç Osmanlı İmparatorluğu ile diplomasi arasına keskin bir ayrım çizgisi çizmek ve Osmanlı’yı diplomasiyle ilgilenmeyen ilkel bir devlet modeline indirgemek olmuştur.

Namık Sinan Turan’ın İmparatorluk ve Diplomasi adlı hacimli yapıtı Batı tarih yazımının bu indirgemeci yaklaşımına karşı çıkarak, Osmanlıların en erken zamanlarında da, güçlerinin ekonomik ve askeri bakımlardan zirveye eriştiği dönemlerde de diplomasiyi etkin bir şekilde kullandıklarını savlamakta, bu sav çerçevesinde Osmanlı siyasi tarihinin her döneminden, kronolojik bir sırayla çeşitli örnekler sunmakta ve bunları tarihsel bir bağlam ile bir devlet yönetme geleneği çerçevesine oturtmaktadır.

Turan’ın tezine göre Osmanlılar daha bir beylikten devlete geçiş aşamasında bile diplomasiyi etkin bir biçimde kullanmışlar ve çeşitli evlilikler yoluyla çeyiz olarak toprak edinmişler, farklı ülkelerle işbirlikleri kurmuşlar, gerektirdiğinde ittifakları değiştirmişler, Bizans’la yoğun diplomatik ilişkiler yürütmüşler hatta daha İstanbul’un fethinden önce yürütülen diplomasi sayesinde Bizans İstanbulu’nun içerisinde bir Türk mahallesi ile bir cami inşa edilmesini bile sağlamışlardır.

Turan, tezini 15. yüzyıl çerçevesinde bir adım öteye taşımakta ve Rönesans İtalyası’nda gerçekleşen yeni diplomasi hareketinde Osmanlıların büyük katkısı olduğunu savunmaktadır. Turan’a göre yeni diplomasinin gelişiminde Osmanlıların oynadığı büyük rol, tarihçilerin İtalyanların Osmanlılardan çok Fransa, İngiltere ve İspanya ile gerçekleştirdikleri diplomatik ilişkilere odaklanmalarından ve Türklere duyulan önyargıdan ötürü İtalyan şehirleriyle Osmanlılar arasındaki önemli diplomatik ilişkilerin görmezden gelinmesi yüzünden ihmal edilmiştir. Bu anlamda Turan, Osmanlıların diplomasiyi yalnızca bir araç olarak kullanmakla kalmayıp, onun kuramsal yapısına da yenilikler ve katkılar sağlayan bir düzeyde olduklarını ileri sürmektedir.

Turan’a göre Osmanlılar 16. ve 17. yüzyıllar boyunca diplomasiyi kullanmayı sürdürmüşlerdir. Bu dönemde imparatorluk çeşitli Avrupa ülkeleriyle din farklılıklarını önemsemeden değişen ittifaklar kurmuş ve bu ittifakları kendi çıkarlarına engel gördüğü diğer Avrupa ülkelerine karşı gerçekleştirmiştir. 16. yüzyılda Habsburg gücünü kırabilmek için küçük krallıkları destekleyen, onlara çeşitli askeri yardımlar, ekonomik ve siyasi ayrıcalıklar tanıyan bir diplomasi yürüten Osmanlılar, 17. yüzyılda diplomasiyi bu kez İspanyollara karşı kuzeyli denizci devletler ile İngiltere ve Hollanda’ya destek vererek kullanmıştır. Turan, genel olarak Osmanlı sultanlarının izledikleri diplomasiyle Avrupa’nın kendilerine karşı bir Haçlı seferi düzenlemesini önlemeye çalıştıklarını iddia etmektedir.

İmparatorluğun 17. yüzyıldan itibaren askeri ve ekonomik bakımdan güçsüzleşmeye başlaması, dış siyasette diplomasinin payının giderek artmasına yol açmıştır. Bu yüzyılın başında imzalanan Zitvatorok Antlaşması’yla birlikte, o zamana değin kendisini tüm devletlerden üstün gören Osmanlı İmparatorluğu, ilk kez karşısındaki devletle eşitler olarak tanımlamaya razı olmuştur. Bu durum aynı yüzyılın sonundaki Karlofça Antlaşması ile daha genele yayılmıştır ve imparatorluk artık daha fazla müzakere ve diplomasi yürütecek bir devlete dönüşmüştür. Osmanlılar daha önce reddetmiş oldukları daimi temsilcilikler açma fikriyle de 18. yüzyılda barışmış ve Avrupa ülkelerinde peş peşe elçilikler açmışlardır.

19. yüzyıl ise Osmanlı diplomasisinin en önem kazandığı yüzyıl olmuştur zira İmparatorluk artık eski ekonomik ve askeri gücünden çok uzaktadır. Ülkenin devamlılığı için en başvurulabilir araç diplomasidir. İmparatorluğun bütünlüğünün diplomasiye bağımlı kalması, diplomatik kurumların da köklü değişimler yaşamasına yol açmıştır. II. Abdülhamit, dış siyasette diplomatik denge kurabilmek için imparatorluğun diplomatik misyonunu örgütsel anlamda yenilemiş ve genişletmiştir. İmparatorluk ve Diplomasi, İngilizce, Fransızca, Almanca, Arapça, Osmanlıca ve Türkçe belgeler ile kaynaklara dayanan çok geniş bir kaynakçaya sahip. Kitap, imparatorluğun diplomasi tarihine odaklanmakla birlikte, 600 yıllık bir Osmanlı siyasi tarihini de içeriyor. Bu içerik de yalnızca Osmanlılarla sınırlı kalmıyor ve imparatorluğun diplomatik ilişki kurduğu her bölgenin kültürel, ekonomik, sosyal ve siyasal durumlarını karşılaştırmalı olarak ele alıyor ve temel tezini açık bir şekilde ortaya koyuyor: Osmanlılar, kuruluşlarından itibaren diplomasiyi bilen ve etkin bir şekilde kullanan bir devlettir.

Yalın Alpay

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
289 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
YABANCI YAZARLAR