TÜRK TARİHÇİLER
İzmir Bindokuzyüz / Çınar Atay

Birçok şehrin tarihinde dönüm noktaları vardır. Kent merkezinden banliyölere kadar gözlemlediğimiz, incelediğimiz, belgelerden izlediğimiz, toplam bilgilerden oluşan kitaplar benim için ayrı bir önem taşır. Hele sık gittiğim bir kentse onunu tarihini, insan değişimini, göç haritasını bilmek isterim. İşte Prof. Dr. Çınar Atay’ın İzmir Bindokuzyüz kitabı benim öğrenmek istediğim her şeyi içeriyor.

Kitabın başındaki ithaf şöyle: “Nihat Kürşad ve Necip Atay anısına...” Önsöz’de Çınar Atay, genel bir İzmir özeti yapmış. Belirleyici unsurları sıralamış. Eğlencesinden konsolosluklara kadar uzayan geniş bir listeden seçmeler yer alıyor. Bakın Giriş’te ne deniyor?

“Şehirlerin kuruldukları yerler zaman içinde farklılıklar göstermişler ve çeşitli etkilere bağlı olarak da kâh yer değiştirmişler, kâh gelişim süreçleri içinde büyümüşler veya önem kaybederek küçülmüşler, hatta kaybolmuşlardır. Günümüzde İzmir adı ile andığımız yerleşme de bu süreçlerden geçmiş, bugün gelişim gösterdiği yere gelinceye kadar farklı mekânlarda farklı aşamalardan geçmiştir.”

Kurumların yayımladığı kitapları yazarken, okurlarımın bir şikâyetini hep dikkate aldım. Diyorlar ki, “tavsiye ettiğin kitap kitapçılarda satılmıyor, başka yerde bulunmuyor, ancak onu yayımlayan kurumdan edinebiliriz, onlar da genellikle armağan ettiklerinden, ulaşmamız imkânsıza yakın oluyor.” Bu şikâyeti haklı ve yerinde buluyorum.

İşin “ama”sı var... Böyle bir kitabın çıktığından özellikle İzmir üzerine araştırma yapacakların haberi olsun istiyordum, onlar da bunları genel kitaplıklarda bulabilirler.

İzmir’i yazmak, değişimi yazmaktır

Gezdiğim, gördüğüm yerlerin tarihini, insan dokusunu bilmek, oraları gezmeyi sıradan bir seyahatin ötesinde bir keşfe dönüştürüyor. İzmir’i yazmak, Türkiye’deki birçok gelişimi, değişimi yazmak demektir. Çünkü her semtinde tarihten bir iz vardır, onu merak edersiniz, öğrenmek için kaynak ararsınız. İzmir’in bugününü inceleyen kitaplar yayımlandı, iyi bir İzmir Kütüphanesi Ahmet Piriştina zamanından beri oluştu.

Dünün İzmir’i nasıldı, dünün İzmir’inden bugüne ne kaldı.

Özellikle semt biyografileri dışında, yaşama biçimini de öğrenmeliyiz. Çünkü bugün rastladığımız insanları, tarihin bir semtine, bir sınıfına oturtmak mümkündür. Atay, bilgilerle ve belgelerle bu temeli inşa ediyor.Kitabın ilk bölüm başlığı, kitabı okumaya yeterince çağırıyor aslında: Osmanlı’nın İzmir’i İlk Osmanlılar. Avrupalılar İzmir’e nasıl yerleşti? Hangi savaşlardan, hangi anlaşmalardan sonra bunu başarabildiler? Neden orayı tercih ettiler? İzmir kıyısında yer alan Hıristiyanlar, tarihî süreç içinde kendilerini güven altında hissettikleri zaman bir kilise kurdular. Değişik yabancılar burada ticarî güçlerini artırdılar. Tarih içinde 7. yüzyıldan başlayan yerleşme ve ticaret yapma İzmir’i önemli kıldı. Yabancıların da ticaret açısından çarpışmasına tanıklık yaptı. Bildiğim iki yer Çeşme, Kuşadası bundan bir asır önce nasıl yerlerdi? İzmir’deki yabancı konsolosluklar da İzmir’in öne çıkan özelliklerindendir.

Hangi ilçesinde, bölgesinde nüfus ne kadardı? Sonra neden başka yere göç edildi. Gerek doğal gerek ekonomik gerek sağlık gerekçeleri iç göçün nedenleri arasında yer alır.

Sözgelimi bir örnek: Pınarbaşı’nda yaşayanlar sulaklıktan yakınarak göç ettiler.

Paradiso’da yaşayanlar, göçmenler ekonomik zorluklar yüzünden burayı geliştiremediler.

“Kadife Kalemin bulunduğu tepeyi batıdan dolaşarak, arkasından Meles Çayı ile birlikte giden yol bir süre sonra doğuya yönelir ve yeşillikler içinde bir alana erişirdi. Burası gerçekten cennet gibi bir yerdi ve halk arasında Paradiso (cennet) adı ile anılmakta idi. Yürüme mesafesi ile dört saat süren  ve düzgün taşlarla döşenmiş bu yol boyunda öbek öbek çamlıklar yer almakta idi.”

Kitapta sadece göç ve yaşanılan yerlerin tarihi iletilmiyor bize, orada yaşayanların nereden geldiği, durumları da aktarılıyor.

İlgiyle okuduğum satırlar arasında öne çıkanlar, mesire yerlerinin, türlerinin de kitapta anlatılması.

“Baruch Lifshitz, I’Histoire, les  Institutions et les Cultes de la Ville a I’Epoque Héllenistiquen et Impérialisme, ANRW II. 8, pp. 262-294, 1977, isimli makalesinde ilk su kemerinin Asya Genel Valisi Ulpius Trajanus tarafından Değirmentepe yöresinde yer alan Zeus Acraios kutsal alanına su getirmek için yapıldığını belirtmektedir. Sonuçta iki kemer Kızılçullu suyunu İzmir’e taşımakta idi. Kızılçullu’ya (Paradiso) giderken kenarından geçilen kemerlerin altından akan Meles Çayının pırıl pırıl suyu özellikle bahar ve yaz aylarında İzmirlilerin özenerek gittiği bir mesire yeri idi.

Birbirleri ile yarışan enerjiye sahip İzmir kadınları, taze ve gevrek yürüyüşleri, Avrupa modası yakından takip eden ve zarafet ile güzelliklerini birleştiren şıklıktaki kıyafetleri ile bu mesire yerlerine giderken  geleneksel entarileri terk ederek, eldiven, tüylü şapka, ipekli çorap, yelpaze, şemsiye gibi aksesuarlarla modern kıyafetlerini tamamlarlardı.”

Bazı bölge adları, hiç kuşkusuz bize edebiyatın bazı bölümlerini de anımsatıyor.

Kızılçullu’yu okurken Necati Cumalı’nın Kızılçullu kitabını anımsıyorum.

Ayrıca İzmir’i anlatan birçok edebiyatçı da bu kitabı okurken belleğimin bir köşesinde bana eşlik ediyor. İmbatla Gelen’i, Kemal Bilbaşar’ın Denizin Çağırışı’nı okumanızı salık vereceğim.

Ben kenti ilgilendiğim yönleriyle öğrenmek istiyorum. Bencilce bir değerlendirme anlayışı, oysa ekonomiden ulaşıma, yapılara kadar her şey o kentin karakteristiğidir.

İzmir’de dolaşırken, eski binaları, istasyonları gördüğünüzde bunlar hakkında da bilgiyi ararsınız.

İzmir’in bugününü öğrenmek için bu kitabı okumanın şart olduğunu iddia ediyorum. Çünkü bütün verilen bilgiler, şimdinin başlangıcını, kaynağını sunuyor. İçindeki görsel zenginliği de  anımsatalım. Fotoğraflar, gravürler, belgeler okumayı zenginleştiriyor. Prof. Dr. Çınar Atay, çok iyi bir çalışma yapmış.

Kitabı ESİAD (Ege Sanayicileri ve İşadamları Derneği)  yayımlamış, sponsorluğu da FOLKART üslenmiş.

Bornova’da Levanten kahvaltısı

Tanzimat’ın ilanı ile İzmir’de serbest ve sosyal yaşam eğilimi artış göstermiş, Osmanlı’da Avrupa modasının etkisi daha fazla görülmeye başlamıştı. Kadın giyiminde olduğu gibi erkek modasında da değişim olmuş, pantolonlarda ütü ortaya çıkmıştı. Erkek saçları ve pantolon boyları kısalmış, çoraplar koyu renk ipek ve pamuktan yapılmaya başlamış, ayakkabı önem kazanmıştı. Bu dönemlerde kadınlarda iki parçalı elbiseler görülmeye başlandı. 1900’lerden sonra erkeklerin kaçınılmaz aksesuarı olan fötr şapka giderek hasır şapkaların yerini almaya başlayacaktı. Melon şapkalar ise resmi ziyaretlerde tercih ediliyordu.

İzmir landoları

18. yüzyılın ortalarında Almanya’nın Landau şehrinde yaratıldığından ötürü bu ismi alan dört tekerlekli kabriyole binek arabaları İzmir’de prestij sağlayan bir taşıma aracı idi. Karşılıklı oturma koltukları olmasından ötürü sosyal nitelikli bir taşıma vasıtası olarak kabul ediliyordu. Ticari nitelikli olmaması ve yüksek tekerleklere sahip olması landoları İzmir’de Levanten ailelerce tercih edilen bir araç yapmıştı. Bu arabalarla şehir merkezine özel günler ve balolar hariç pek inilmez, aile ziyaretleri  ve mesire yerlerine şık kıyafetler giyilerek gidilirdi.

Doğan Hızlan

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
291 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
YABANCI TARİHÇİLER