TÜRK YAZARLAR
Hafız Hakkı Paşa'nın Sarıkamış Günlüğü / Murat Bardakçı

Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’na girişi üzerine yazılanlar, ne yazık ki akademik dünyanın dar sınırları içinde kaldı. İttihatçıların savaşa giriş kararı, genellikle 1914 yılında Avrupa’daki diplomatik hareketlilik ve Osmanlıların ittifak arayışları çerçevesinde ele alınmıştır. Bu konuda, Mustafa Aksakal’ın Harb-i Umumi Eşiğinde: Osmanlı Devleti Son Savaşına Nasıl Girdi başlıklı eseri temel başvuru kaynağıdır. Ayrıca, Sean McMeekin’in I. Dünya Savaşı’nda Rusya’nın Rolü ve Berlin–Bağdat Demiryolu başlıklı kitapları da önemlidir.

Batılı tarihçilerin elinde savaşa giriş kararını veren devlet adamlarının günlükleri, otobiyografileri ve ayrıca arşiv belgeleri vardır. Bizde ise, Osmanlı’nın savaşa giriş kararını veren önemli kişilerin elinden çıkmış metinler veya onların zihin dünyasını yansıtan tanıklıklar sınırlıdır. İttihatçıların pek azı anılarını yazmıştır. Savaşı anlamak için okunması şart olan “Harp Cerideleri” de (komutanların günlük raporları), ya Ankara’daki askeri arşivlerde kilit altında tutulur veya “tarih yazımı üzerindeki askeri vesayet” nedeniyle normal fanilere kapalıdır. Resmi tarihlerse, sadece birlik hareketlerini özetleyen acemice yazılmış metinlerdir.

İttihatçıların kurduğu rejiminin niteliği ile “savaşa giriş kararı” arasındaki ilişkiler de pek ele alınmamıştır: Yarbay Enver Bey ve çevresindeki komitacılar 23 Ocak 1913 günü Babıali’yi basar. Harbiye Nazırı Nazım Paşa’yı öldürüp Sadrazam Kamil Paşa’yı istifaya zorlarlar. Darbe ile iktidara gelip diktatörlük kurarlar. İki yüzden fazla muhalif memur ve gazeteciyi Sinop’a sürerler. Enver Bey, Balkan Savaşı’nda Edirne’nin geri alınmasında gösterdiği yararlık sonucu “albay”lığa yükselir (15 Aralık 1913). Sonra da Sultan Reşat’ın yeğeni Naciye Sultan ile evlenerek saraya “damat” olur. 34 yaşındaki Enver Bey evlilik sayesinde üç hafta içinde hem “Paşa” hem de “Harbiye Nazırı” unvanını alır (3 Ocak 1914). Hemen bin 100 subayı ordudan uzaklaştırır. Almanlarla 2 Ağustos’ta gizli anlaşma imzalayan, 29 Ekim günü Rus limanlarını bombalayarak ülkeyi savaşa sokan İttihatçılar, Kafkasları fethetmek, “Cihad” ilan edip Hindistan’daki Müslümanları ayaklandırmak gibi hayallere kapılırlar.

Hafız Hakkı Paşa kimdir?

Son yıllarda yayımladığı metinlerle dikkat çeken Murat Bardakçı’nın Hafız Hakkı Paşa’nın Sarıkamış Günlüğü hem savaşın gidişatına karar veren İttihatçı subayların zihin ve duygu dünyasını gözler önüne seriyor, hem de bundan tam yüz yıl önce yaşanmış olan bir felaketi “sansürsüz” anlatıyor.

Hafız Hakkı Bey, Enver Paşa’nın Harbiye’den sınıf arkadaşıdır. O da Enver gibi çete savaşlarında yetişmiş ve İttihat ve Terakki Cemiyetine girmiştir. Behiye Sultan ile evlenerek saraya “damat” olmuş ve albaylığa yükseltilmiştir. Alman Amirali Souchon yönetimindeki Osmanlı Donanması, Enver Paşa’nın emri ile Rus limanlarını bombalayarak savaşı başlattığında Hafız Hakkı Berlin’dedir. 29 Ekim 1914 günü günlüğüne şunları yazar: “Maateessüf sabah donanmamızın düşman donanmasıyla harbe tutuştuğu haberi geldi ve hemen dönmeye mecbur olduk. Alman Genelkurmayı ile temas ettik. [Osmanlı Genelkurmayındaki Alman Paşası] von Bronsart’ın ve yukarıda adı geçen [Alman] Genelkurmayının bizden şunları istediğini anladık: 1. Hemen Karadeniz’de hareket. 2. Mısır istikametinde [harekat için] mümkün mertebe çabuk edilecek. 3. Cihad-ı mukaddes ilan etmek. Ben bunların üçünü de saçma addediyorum. Fakat ne yapayım, madem ki müttefik! Dik Alman kafası, laf anlatmak kabil değil. Bir kere harp başlamış, artık olacak!”

İttihatçılar, Almanların her dediklerini yapar. Cemal Paşa, Mısır’a sefer düzenler ve mağlup olur. Sultan Reşat “Cihad” ilan eder, kimsenin umurunda olmaz. O günlerde, II. Abdülhamid olup biteni izlemektedir. Kızı, Ayşe Osmanoğlu’na şunları söyler: “Cihadın kendisi değil, fakat ismi bizim elimizde bir silahtı. Ben bazen sefirleri tehdit etmek istediğim vakit, ‘Bir İslâm halifesinin iki dudağı arasında bir kelime vardır. Allah bunu çıkartmasın!’ derdim. Cihad bizim için ismi olup da cismi olmayan bir kuvvetti.”

İş ciddiye bindiğinde, İttihatçıların hesapsızlığı ve çapsızlığı “cenga-verlik gösterileri” ile perdelenir. 16 Kasım’da Hafız Hakkı günlüğüne şunları yazar: “Vaziyetin hallini ancak cüret ve şiddette görüyorum. Harp başlamadan evvel son derece ihtiyatkâr olduğum halde şimdi artık bütün şiddetle cüretkâr davranmak lüzumunu hissediyor ve bütün mantığım ve zekâmla bu esası yürütmeye çalışıyorum ... Esasen, cüretkâr kararlara Nâzır (Enver Paşa) daima taraftar.”

Ham hayaller, acı gerçekler

O günlerde, Enver Paşa da “milli kahraman” olmak ister. 26-30 Ağustos 1914 tarihleri arasında Doğu Almanya’da –Tannenberg’de- Alman Ordusu, Rus 2. Ordusunu çevirme harekatı ile yok etmiştir. General Ludendorff ve von Hindenburg, Almanya’da milli kahraman olurlar. Enver Paşa ve Hafız Hakkı Bey benzer bir operasyonu Sarıkamış’ta tekrarlamayı düşünür. Böylece, Almanlara karşı savaşan Rus ordusunu zayıflatmak, Kafkaslara doğru birlik kaydırmaya zorlamak isterler. Ama Tannenberg savaşı yaz aylarında ve düz bir coğrafyada kazanılmıştır. Benzer planı, eksi 30 derece soğukta tekrarlayarak, 2000 rakımlı karlı dağları aşıp Rus ordusunu arkadan çevirmeye çalışmak ise tam bir hayaldir. Ayrıca, Sarıkamış’a cephane ve gıda insan sırtında taşınmak zorundadır, çünkü yol yoktur.

Bu çılgınlıklara 3. Ordu Kumandanı Hasan İzzet Paşa itiraz eder ve saldırı emrine direnir, ama görevden alırlar. 3. Ordu’nun başına Hafız Hakkı geçer, Enver Paşa ile birlikte harekatı yönetirler. Hafız Hakkı, askere, “Ruslarda yiyecek bol, saldırın” komutunu şu mantıkla verir: “Sefer planının gayesi iaşe planı ile tamamen birleşir ve azim ve himmetle kati olarak halledilemeyen bu mesele halledilir. Napolyon’un aç ve çıplak askerlerine İtalya’yı gösterdiği gibi, biz de Kafkasya’ya girmeliyiz” (12 Kasım). Sarıkamış’ta bir hezimet yaşanır. 50 bin askerin çoğu “mermi bile atmadan” donarak ölür. Doğu Anadolu Rus işgaline uğrar. Bu rezaletin üstünü örtmek isteyen Enver Paşa faturayı sözde “isyan eden” Ermenilere çıkarır. Bir buçuk milyon Ermeni Suriye çöllerine sürülür, bir milyonu yolda katledilir.

Sarıkamış macerasını en iyi anlatan kitap, 9. Kolordu Kurmay Başkanı Binbaşı Şerif Bey’in Sarıkamış isimli eseridir. Ruslara esir düşen Şerif Bey, Enver ve çevresindekilerin “askeri, ceplerindeki kumar parası gibi” harcadıklarını yazar. Mustafa Kemal Paşa’nın katibi Yusuf Hikmet Bayur’a yaptığı Sarıkamış değerlendirmesi de şöyledir: “[Enver] hesapsızdır, fikir ve kararların nasıl tatbik edileceğini düşünmeyi teferruat sayar; askerlikte genel bakımdan bilgisizdir, çünkü tabur, alay vs. gibi birliklere sıra ile komuta etmeden, en çok Makedonya ile Bingazi’de çete ve aşiret vuruşmalarında bulunduktan sonra sırf siyasal destekle en yüksek makamlara erişmiştir... Bu yüzden Enver, bir tümen veya bir kolorduya herhangi bir hareketi emrettiği vakit, o hareketin yapılabilmesi ve beslenebilmesi için nelerin gerektiğini hiç düşünmezdi ve bu emirleri âdeta bir çavuşa 40-50 kişi ile bir tepeyi tutması emrini verir gibi verirdi. Sarıkamış yıkımı bu biçim kıt anlayıştan doğmuştur.” Doğru söze, ne denir?

Bugün hâlâ, Sarıkamış’ın bir “vatan savunması” ve Enver Paşa gibilerin de birer “kahraman” olduğu iddiasını tekrarlayanlar, lütfen Hafız Hakkı Paşa’nın günlüğünü okusunlar. Günlük, Sarıkamış rezaletini unutturmak isteyen İttihatçılar için “tehdit kaynağı” olarak görülmüştür. Hafız Hakkı Paşa’nın ölümünden sonra Talat Paşa, Erzurum Valisi Tahsin Bey’e günlüğün peşine düşmesini talimatını verir. Yüz yıl sonra, bu değerli günlüğü yayımlayan Murat Bardakçı’yı kutluyoruz.

Evet, tabii ki şehitlerimizi saygıyla analım, onlardan dualarımızı esirgemeyelim. Ama koca bir kolorduyu kara gömen “çakma” Napolyonlara da hak etmedikleri değeri vermeyelim. Anadolu köylüsünün bunlara, “Askeri kırdıran Enver Paşa” dediğini de unutmayalım!

Ayhan Aktar

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
382 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
YABANCI YAZARLAR