TÜRK TARİHÇİLER
Temiz ve Soylu Türküler Söyleyelim / Özgür Balkılıç

Cumhuriyetin ilk dönemlerinde klasik Türk müziğinin devlet katında itibar görmediği malumunuzdur. Atatürk kendi meclislerinde Deniz Kızı Eftalya ile Safiye Ayla’yı yarıştırırken, devlet radyosunda o güzelim şarkılar çalınamaz olmuş, millet Arap radyolarını dinlemeye başlamıştır. Bu dışlamanın nedenleri hep tartışılır. Bunun sadece bir yanlış anlaşılma olduğu, Atatürk’ün değil çevresindekilerin işgüzarlığından böyle bir sonuca gidildiği sık sık söylenir.

Özgür Balkılıç’ın Temiz ve Soylu Türküler Söyleyelim (Türkiye’de Milli Kimlik İnşasında Halk Müziği) adlı kitabı, bu uygulamanın hiç de tesadüfi olmadığını gösteriyor. Erken Cumhuriyet döneminin egemen ideolojisi olan Kemalizm’in milliyetçilik “oku” Osmanlı Geleneksel Müziği’ni (yazar klasik Türk musikisi yerine bu tanımlamayı kullanıyor) yabancı ve zararlı bir unsur sayıyordu. Balkılıç, Erken Cumhuriyet’in müzik politikalarını ele alırken, aslında genel yaklaşımın dünyadaki diğer “milliyetçi” ideolojilerden temelde farklı olmadığını gösteriyor. Milliyetçiliğin asal özelliklerinden biri “halk” kavramının yüceltilmesidir.  Türkiye’nin söz konusu döneminde “halkın gündelik yaşamı, giyim kuşam tarzından yemek adabına, gündelik yaşam alışkanlıklarından davranış pratiklerine kadar geniş bir yelpazede dönüştürülmeye, yeni bir hayat tarzı topluma aşılanmaya çalışılır. Yaratılacak olan yeni, modern ve bir o kadar da ‘milli geleneklerine’ bağlı bireylerdir.”

Türk ulusal musikisi

Balkılıç, Erken Cumhuriyet Dönemi milliyetçi söyleminde, milli seciyenin yabancı etkilerle yozlaştığının sık sık vurgulandığını ve temel bozucu unsurun “Arap Kültürü” olarak belirlendiğine de dikkatimizi çeker. Halbuki yine bu söyleme göre “Türklerin doğal, içsel özellikleri bir şekilde, özellikle kırsal alanda gizli kalmayı” başarmıştır. İşte bu noktada Türk halkının ihtiyacı olan milli karakterinin yeniden keşfedilmesi gerekmektedir. “Halk kültürü ise bu iş için en uygun zemindi. ‘Gerçek’ sahih milli kimliğin halk yaşamında var olduğu iddia ediliyordu. Kemalist kadrolara göre ‘Anadolu Türk köylüsü yüksek bir manevi karakter taşıyordu.’”

Seçici ve yeniden biçimlendirici bir mahiyetle yaklaşılsa da “halk türküleri” bu dönemin gözdeleriydi. Osmanlı Geleneksel Müziği ise devlet katında muteber sayılmıyordu. Mustafa Kemal’in 1928 yılında Sarayburnu’nda bir davette yaptığı konumadan sonra müzikal alanda devlet eliyle yapılan müdahaleler artacaktı. Davette Klasik Türk Müziği çalınmış, Atatürk de büyük bir keyifle bunu dinlemiştir. Ama konuşmasında “benim Türk hissiyatım üzerinde artık bu musiki Türk’ün çok münkeşif [keşfedilmiş] ruh ve hissini tatmine kâfi gelmez,” diye görüşlerini açıklamıştı. Ama Atatürk’ün müzik politikalarına yön verecek esas konuşması 1 Kasım 1934 tarihinde TBMM’nin açılışında gerçekleşir. Milletvekilerine hitaben yapılan konuşmada Atatürk, güzel sanatların bütün dallarında ilerlemek gerektiğini, bu ilerlemede de başı müziğin çekmesi gerektiğini vurgular. Konuşmada mevcut müziğin “yüz ağartacak ölçülerden uzak olduğunu”, yapılması gereken işin ise “ulusal, ince duyguları, düşünceleri anlatan, yüksek deyişleri, söyleşileri toplamak, onları, birgün önce genel son musiki kurallarına göre işlemek” olduğunu belirtir. Türk ulusal musikisi ancak bu şekilde evrensel düzeyde yerini alabilecektir.

Biz yine dönelim müziğin “halk” kaynaklarına. Evet, yeni malzemeler bulmak için halka gitmek gerekmektedir. Ama Kemalist Milliyetçiliğin bu yaklaşımı da kendi içinde önemli bir çelişki taşımaktadır. “Bir taraftan köylülük ve kültürü, millet olma halinin ‘gerçek kaynağı’; diğer taraftan ise var olduğu haliyle köylüye ve onun bilgisine güvenilmez olarak tarif ediliyordu.” Bu dönemin ihtiyaç duyduğu “halk kültürü”nün derlenmesinde en önemli görev ise Halkevleri’ne düşmekteydi. Ama bu derleme çalışmalarında sanatsal yönden önemli bulmadıkları materyalleri dışarda bırakabiliyorlardı. Sanatsal denilince anlaşılan elbette Avrupa’da doğup büyüyen modern sanattı. Mesela sırf bu nedenle halk ressamları küçümsenebiliyordu.  Halk müziği derleyicileri de türküleri toplarken ulusal kimlik ile uyumsuz olduğunu düşündükleri örnekleri dışarda bırakabiliyorlardı. Agah Sırrı Levend’e göre haydutlukla ilgili halk şarkılarının radyoda yayınlanması doğru değildi. Bu örnekler “halka kötü duyguları aşılayabilirdi.” Bu nedenle halk şarkıları ancak süzgeçten geçirilip “temizlendikten” sonra halka geri verilecekti. “Kısacası türküler bir toplumsal mühendisliğe tabi tutuluyorlardı.”

Özgür Balkılıç’ın kitabı bu derleme çalışmalarını derinlemesine irdeledikten sonra, halk müziğinde çok seslilik arama çabalarını, klasik batı müziğine türküleri aşılama çalışmalarını ayrıntılı olarak aktarıyor. Bilimsel bir bakışla Erken Cumhuriyet’in kültür ve müzik anlayışını gözler önüne seriyor. Dönemin milliyetçi yaklaşımını eleştirel bir gözle inceliyor.

Bilimsel bir başlık daha çok yakışırdı

Kitaba değil ama Tarih Vakfı’na, bu kitaptan yola çıkarak bir soru sormak isterim. Özgür Balkılıç’ın kitabı keyifli bir başlıkla (Temiz ve Soylu Türküler Söyleyelim) ve dönemin Halk gazetesinin kapağından alınmış şenlikli bir resimle piyasaya sürülüyor. Ama kitap sıradan okur için biraz kuramsal kalıyor, içine girmesi ve okuması gayret istiyor. Bu kitap açısından bir sorun değil; esas olarak akademik bir çalışma çünkü. Öte yandan söz ettiğim sunuş ne kadar doğru bilemiyorum. Daha bilimsel bir başlık daha yakışırdı diye düşünürüm. Mesela alt başlığı kullanmak sadece: Türkiye’de Milli Kimlik İnşasında Halk Müziği... Bu eleştirimi başka bir örnekle geliştireyim bari. Bir iki ay önce çıkan Zafer Toprak’ın kitabı ise tam tersi bir sunumla piyasaya sürüldü.  Bilimsel ve kuru bir başlık: Türkiye’de Kadın Özgürlüğü ve Feminizm: 1908-1935. Albenisi olmayan bir kapak... Zafer Toprak’ın bu kitapta topladığı yazıları elbette sonuna kadar bilimsel, ama öte yandan herkesin merakla okuyacağı kadar da popüler verilerle donatılmıştı. Fahişeler, evlenme ilanları, müstehcen yayınlar; kadın sorununun arka planında olan binbir çeşit malzemeyle... Ben olsam daha “şen, şakrak” bir zarfa koyardım kitabı... Böylece daha geniş kitlelere ulaşırdı.

Gökhan Akçura

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
180 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
YABANCI TARİHÇİLER