TÜRK TARİHÇİLER
Hitler'in Ordusu / Chris McNab

Masamın üzerinde uzun süredir bekleyen kitaplardan biri, Hitler’in Ordusu. Kitap biçimi ve içeriğiyle popüler tarih kitaplarının göz alıcı örneklerinden.  Ciltli, büyük boy, kuşe kâğıda basılı. Çok sayıda fotoğraf ve illüstrasyon yer alıyor. Tam da böyle, hem bakmalık hem okumalık kitapları sevenlerin bayılacağı türden. Nitekim, geçenlerde masamdan kaybolan kitabı kimin aşırdığını tespit etmekte hiç zorlanmadım. Neyse ki o da inkâr etmedi. Kitap geri geldi. Ama benim bu kitapla ilgili bir yazı yazasım bir türlü gelmedi. Nedeni kitabın kötü olması değil. Belki de tek kusuru çevirisinin biraz ağdalı olması, okurken dikkat çekecek kadar çok eski sözcük kullanılıyor. Bunun dışında, İkinci Dünya Savaşı’yla ilgilenenler için mükemmel bir kitap. Alman kara ordusuna odaklanan kitap, konuyla ilgili akla hayale gelmedik detaylarla birlikte neredeyse her şeyi anlatıyor. Kuruluşu, yapısı,  stratejileri, üniforma ve ekipmanı ve tabii ki Hitler’in onu nasıl kullandığı... Yani 1939’da Polonya’ya saldırmasından, 1945’te ateşkes talep etmesine kadar geçen savaş yılları. Hitler’in “savaş makinesi” adını verdiği ordusunun dünyaya korku salan yükselişi ve çöküşü. Kitabın yazarı Chris McNab sanki içeriden bir bakışla İkinci Dünya Savaşı’nı anlatıyor. Siyasi gelişmelerden neredeyse arındırılmış, salt bir muharebe anlatısı. Bu anlatı boyunca Almanların kullandığı bütün tabancaları, tüfekleri, miğferleri, topları, panzerleri tanıyor nasıl tasarlanıp onlardan nasıl “yararlanıldığını” üstünlüklerini ve zayıf yanlarını öğreniyorsunuz. Hem de renkli resimli ...

Öte yandan bu kitap “renkli resimli bir militarizm övgüsü” değil mi? Bana kalırsa öyle. Hitler’in savaş makinesinin, yüzbinlerce insanı öldürmekte, kentleri yerle bir edip, ülkeleri işgal etmekte gösterdiği mükemmel başarıya büyük bir ilgi duymanın hastalıklı bir yanı var. Durum o kadar aşikâr ki kimse de “Bu ordulardan ve silahlardan etkileniyorum” demez. Ama yine hiç kimse bu kitapları “savaşı önlemek ve dünya barışını daim kılmak” için okuduğunu da söylemesin. Savaş tarihiyle, militarizm arasında muhakkak ki işlek bir geçirgenlik söz konusu. Dolayısıyla, “tabancacılık” oynamaktan, aksiyon filmleri izlemeye, savaş tarihini takip edip, savaş araç gereçlerini ilgiyle öğrenmeye hatta bazen mümkünse küçük hatıralar edinmeye uzanan bir yol var. Ve işin garibi bu bir çocukluk hastalığı değil. Bu oğlan çocukluğu hali, aklı başında hayatında şiddete asla yer vermeyen, politik olarak her zaman barışçı ve hümanist çizgide yer almış insanlar için bile geçerli olabiliyor. Nedeni büyük komutanlara, kahramanlara hayranlık mı yoksa daha basit bir “mekanik merakı” mı? Hiç emin değilim. Bu noktadan itibaren konu beni aşmaya başladığı için bir uzmana danışmaya karar verdim. Psikiyatrist arkadaşım, Radikal yazarı Alper Hasanoğlu’nu aradım. “Alper, bu tür kitaplardan zevk alanlar militarist sapıklar mıdır?” diye sordum. O kadar abartmama gerek yokmuş. Alper Hasanoğlu, meselenin kültürel kodlarımızdan, “kadın” ve “erkek” rollerinden kaynaklandığı kanaatinde. Diyor ki, “Silahlar, savaş oyunları, mahalle kavgaları, küfürler erkek çocukların kendilerine biçilen rolü test ettikleri alanlar.” Dolayısıyla dünyanın bütün erkekleri ve hatta bazı kadınları az ya da çok bu durumda. Öğrenilmiş bir davranış ya da içgüdü, her neyse savaş öyle bir şekilde içimize işlemiş bir şey ki spor bile aslında o “yenme-yenilme” kavgasının parçası; George Orwell’in tabiriyle spor bile “bir savaş provası”.

Eğer, savaş tarihi kitaplarını sevenlerin biraz tadını kaçırdıysam kusura bakmasınlar ama zaten bu işin tadında bir acılık var...

Cem Erciyes

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
275 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
YABANCI TARİHÇİLER