TÜRK TARİHÇİLER
Felsefenin Kısa Tarihi / Nigel Warburton

Sanılanın aksine uzun değil kısa konuşmak zordur. Hatta onca uzun konuşmadan genellikle birkaç cümle ayakta kalır. Kısa konuşmak öyle mi? Sözün süzüle süzüle cevherine dönmesi, sağdan soldan yardım almadan kendi gücüyle ayakta kalması kolay mı? Bir nefes olarak nitelemişler eskiler dünyayı. Bir imalı bakış. Bakıp geçme gibi görmüşler. Ne var ki, insan sözü sever. Hayat uzun kurulmuş bir cümle gibidir de. İş tarihe, felsefeye, masala, hikayeye, sözün ve bağlamın uzamasına geldiğinde, sözün sözü açıp çoğaltması, besleyip büyütmesi de gereklidir. Hatta söz, ilkin büyür, büyüye büyüye aklın, dilin, hayalin, düşüncenin sınırlarına ulaşır, sonra da merkezine çekilir. Uzun sözü olmayanın kısa sözü neye yarar ki? Kısa söze kıymet verişimiz onun arkasındaki onca genişlik, güç, değer, değil mi?

Bir de özet var, sözün, felsefenin, hayatın, öykünün özeti, tarihin kısaltılması, kolay anlaşılır olmak adına kimi yüklerden bir süreliğine arıtılması. Nigel Warburton’ın Felsefenin Kısa Tarihi, böylesi sevimli, okumaya değer bir örnek. “Varoluş hiç bu kadar eğlenceli” olmamıştı vurgusuyla okura sunulmasına bakılacak olursa, felsefe gibi çetin bir meseleyi anlaşılır olmanın ötesinde eğlenceli yapmak gibi bir görevi de yüklenmiş. Bu vaadin ne derecede yerine geldiğini anlamak için okumak, durmak, düşünmek, karıştırmak hatta notlar almak gerekebilir. “Felsefeyi popülerleştiren kitaplarıyla tanındığı” bildirilen yazar üstelik bu dili işletmek için kendince formüller bulmuş, sorular, espriler, anışlar, mini öykülemeler, iğnelemeler hatta eleştirmelerle süslemiş kitabı.

Esprili ve canlı bir dil

Her işin klasiğinden hoşlananlar mesafeli yaklaşabilirler bu tür kitaplara. Ancak, böyle eserlerden beklenen işlevsellik olmalı. Bu az şey değil. Küçük başlıklar kullanarak yazdığı filozofları değerlendirmek ise ayrıca önemli. Sokrates ve Platon; soru soran adam, Pyrrhon; hiçbir şey bilemeyiz diyen düşünür, Thomas Hobbes; kötü, zalim ve kısa, Decartes; rüyada olabilir miyim diye soran bir yöntemci, Berkeley ve J. Locke; odadaki fil, Darwin; akılsız tasarım, B. Russel; Fransa kralı kel mi? spotları ile sunulmuş. Bu yolla okurun hem ilgisi çekilmek hem de esprili ve canlı bir dil yakalanması amaçlanmış.

“Bir sincap, bir büyük ağacın gövdesine sıkıca tutunmuştur. Ağacın diğer tarafında, gövdesine sokulmuş bir avcı vardır. Avcı ne zaman soluna doğru hareket etse, pençeleriyle ağaca tutunan sincap da kendi soluna hareket ederek ağacın etrafında ilerlerler. Avcı sincabı bulmaya çalışır, fakat sincap her seferinde avcının görüş alanının dışında kalmayı başarır. Aynı durum saatlerce aynı şekilde devam eder, avcı bir an bile olsa sincabı göremez. Bu durumda, avcının sincabın etrafında döndüğünü söylemek doğru mudur? Bunun üzerine bir düşünün. Avcı gerçekten avının etrafında dönmüş müdür?” Bu girişi, W. James’in felsefesini anlatmak için kullanır Wartburton ve öyküyü felsefi düşüncenin adeta yemi yapar.

Bir hevesli değil uzman olduğu için de, popülerliğin duraklarını, anlatımın kurgusunu, günlük dille felsefi dilin kavramsal dengesini ayarlamaya özen gösterir. Ayrıca, kendi içinde hem zamansal hem de eleştirel bir süreklilik olan felsefenin, felsefe tarihinin ve özelde tek tek filozofların kendi iç ilişkilerini, bağlılık ve ayrışmaları da okura gösteriyor. Böylelikle tek tek filozofların, felsefi görüşlerin değil, asıl felsefenin ve onun kısa tarihi açığa çıkıyor. Madem kısa olan her zaman zor ve hem değerli olanı bulmak kolay değil, hem kolay hem de zevkle okunacak bir kitap var elimizde.

Ömer Erdem

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
221 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
YABANCI TARİHÇİLER