TÜRK YAZARLAR
Efsanevi Yerlerin Tarihi / Umberto Eco

Her kitabın ruhunu ele veren anahtar cümleler vardır. Düş, düş gücü de Eco’nun Efsane Yerlerin Tarihi’nde bütün görkemiyle açığa çıkar. Bir romancı, tarihçi, akademisyen ve meraklı özne olarak Eco, bilgiyi yorumun arkasına iyice saklar, hayal gücünü kabartır sonra da sizi onunla el ele tutuşturarak kaybolur. Şimdi yazar nereye gitmiştir? O da bu güzel düşün peşinde midir? Hiç önemi yok. Bir kitabı güzel kılmak için bütün çabasını harcamış, büyütecini eski yazma kitapların üzerine tutmuş, şüpheyle kalkan kaşlarını titretmiş, muzip gülümsemeyle geri çekilmiştir.

Efsane yerler doğası gereği, dine, mitolojiye, efsaneye, kurmaca ve hayale dayanırlar. Türleri farklıdır. Bir yandan da modern bir icadın ürünüdürler. Mekân, toprak, şehir hatta bir kitap olarak kendilerine özgü mitler üretirler ve inanç hareketleri yaratırlar. Eco, “bu kitapta bu hayallerin gerçekliğini ele alır.” On beş başlık altında doğudan batıya, kutsal dinlerden pagan dönemlere, Alamut Kalesi’nden Arsen Lüpen’e değin yol alır. Bir tür insan doğası üzerine inceleme kitabı sunar.

Ne var ki, başlangıçta yalnız gerçek vardır. Efsaneler, düşten düşe yolculuklar değil, gerçeğin düşe evrilmiş halleridir ve bu en çok Yunan mitolojilerinde belirginleşir. “Yunan mitolojisinin bütün evreni bizim için tanıdıktır: Attika, Olympos, nehirler, göller, ormanlar ve deniz.” Hepsi gerçek ve vardırlar. Ancak “gene de, Yunan düş gücü, bildiği dünyanın her yönünü sürekli olarak efsanevi yerlere dönüştürmüştür.” İşte aslında bu cümle, kitabın ruhunu verir bize. Tarihte, zamanda, dünyada, neredeyse işte o insan, “bildiği dünyanın her yönünü sürekli olarak efsaneye dönüştürür.” Bu onun hem gücü hem de en zayıf yanıdır. Güçlü yönüyle sanatı zayıf yönüyle vahşeti yaratır.

Çarpıcı yorumlarda bulunur Eco. Bundan çekinmez. Hatta buluşunun şevkini size hissettirir. Havva ile Adem’in Cennet’ten kovulmasından sonra, hep bir dünya cenneti arama efsanesi dönüp durmuştur arada. “Dünyanın başlangıcında insanın mutlu ve masum yaşadığı, ama sonradan yitirdiği bu yere yönelik hayal, birçok dinde ortak olup, çoğu zaman gökteki cennetin bir tür habercisi niteliği taşımasının” uzunca süre yaşadıktan sonra, bu idealin günü gelince “laik bir eldorado”ya dönüşmesinden söz eder mesela. Yeni dünyanın keşfi, doğal zenginlikler bakımından fakir sayılan ortadoğudan hayal gücünü çekip alacak, “böylece başka bir mite, laik bir Aden’e yol açılmış olacaktır” insanlık.

Hele “Antikçağdan ortaçağın sonuna dek, harikalar ve olağandışılıklar diyarı Doğu üzerine anlatılanlar, bir tür coğrafi keşiften sonra varlığını sürdüren bir edebi tür haline gelmiştir.” Eco’nun kitap boyunca duyurduğu, aslında Doğu’ya giden Batı’nın, Doğu’dan geri döndüğünde getirdiklerini hayal gücüyle ölümsüzleştirmesi olarak da açığa çıkar. Bu elbette bir doğu-batı karşılaştırması değildir. Vicdanlı, ölçülü hatta tarafsızdır. Görsel ve metin seçiminde bütün evrensel kaynaklara yer verir. Okurunun hayal gücüne set çekmez.

Belki her okur kendisine göre bir efsane seçecektir bu kitaptan. Oraya, o düş ülkesine yol arayacaktır. Ne var ki eldeki kitabın kendisi de bir tür düş ve hayal gücünün eseridir. Özenle ve bilgiyle seçilmiş görsel malzemeler, Eco’nun anlatısını kanatlandırmaya, sizi yerle gök, uzakla yakın arasında dolaştırmaya çoktan uygun. Hatta yer yer yazar sözü onlara bırakır, zamandaki efsanevi yolculuğun, bu renkler, şekiller ve canlılar vasıtasıyla gerçekleştirilmesini ister. Cezeri’nin Su Saati ile Villard de Honnecourt’un Otomatik düzeneği, insanın sonunda hayal gücünde buluştuğunu da ayrıca müjdeler. Belki de bu dünya gibi insan da bir hayalden ibarettir.

Ömer Erdem

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
378 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
YABANCI YAZARLAR