TÜRK YAZARLAR
Naciyem, Ruhum, Efendim / Murat Bardakçı

İkisi de çekici değiller, dış görünüşleri bakımından hemen hiçbir cazibeleri yok. Dolgun ve alımsız bir kadın, kısa boylu, yüzünde gurur veya karakter çizgisi neredeyse yok derecesinde bir adam. Padişah kızıyla damat beyefendi. Sultan ile “damat”. 19 yüzyıldan gelen romantik esinti 20. yüzyılın hemen eteğinde parıltılarını devam ettirmektedir. Tarih bilgisi olmayan, çökmüş Osmanlı İmparatorluğu’nu tanımayan, padişahlık, sultanlık, saraya damat olmak nedir bilmeyen birisi için eldeki mektuplar, fotoğraflar şaşkınlık uyandırıcı ve hayret vericidir. Hele fotoğraflar, hele satırlar. Bu tutkulu romantizm, bu aklı ve eylemi bir yangın gölgesi gibi rüzgârda oraya buraya savrulan hayat! Heyhat ki, tek başına kalamaz, iki insan arasındaki özel ilişkilere indirgenemez. Onların her tavrı, her cümlesi ait oldukları topluma doğru kabarır, kanatlanır. Ve bir yazıklanma duygusu bize miras kalır. İdeal için koşan padişah damadı Moskova’da maymun kürkü peşindedir.


Naci’ye Sultan’ın bu mektuplara ne tür cevaplar yazdığını şimdilik bilmiyoruz. Her iki yüzü de Enver’in kaleminden okumak durumundayız. Ne çok yüzü vardır Enver Paşa’nın. Murat Bardakçı bir önceki çalışması Enver’de, portrenin siyasi yüzünü oldukça açık ve çarpıcı biçimde açığa çıkarmıştı. İndi yaklaşımlardan uzak, belgelere ve karşılaştırmalara dayalı bu kitap, hâlâ tazeliği ve özgünlüğüyle okurunu bekliyor. Zaten bu iki kitabı birlikte okumak şart. Ancak mektup, tıpkı günlük gibi, bireyi kendi özel dünyası içinde açığa çıkaran türdür. Bu nesil, yazarak düşünmeyi ve yaşamayı sadece ilke değil aynı zamanda zorunluluk olarak da görürler. Yer yer, devrin edebiyatını hatırlatan cümleler kurarlar. Söz gelimi: “Yazacağım ki, hiç olmazsa cicim okudukça yalnız kendisinin değil sevmek, fakat delicesine sevilmekte olduğunu anlasın. Hayır, delicesine değil akıllıcasına fakat ya derin ve ulvi bir muhabbetle sevilmekte olduğunu biraz anlasın. Anlasın, bir daha bana serzenişlerini azaltsın” cümlelerini iyi bir Servet-i Fünun romanında ancak bulabiliriz.


Hormonlu bir Osmanlı romantiği

Dış görünüş yönüyle sıradan bu adam, mektuplarda canlanır, şekilden şekle, ruhtan ruha bürünür. Bir yüzü, Mustafa Kemal ile kendisi arasında kalmıştır. Oradan bakar. “Maksadım hey’etin bana karşı vaziyetini göstermek ve Mustafa Kemal ile aramızda bir şey olmadığını anlatmak idi.” Yetmedi, Milli Mücadele sırasında, İngilizlere karşı gelişen Rus politikasının detaylarını verir adeta: “Halil Paşa buradan altmış bin liralık altın para ile Mustafa Kemal Paşa ile görüşmeye gitmiş ve Bolşevikler ile yaptığı anlaşmada Bolşevikler şimdilik bir milyon lira altın ve bir milyonluk Osmanlı kâğıdı para vermeyi taahhüd ediyor ve sonra yüz bin kadar silah vesaire verecekler.”

Almanya ile Rusya arasında dönen, Türkistan gerçeğinden uzak, başka bir Enver var ki, bunu anlayabilmek için o yüzyılın psikolojisini, güç ve denge savaşlarını hatırlamak gerekir. “40 milyon Türk ve Tatar bir işaretimle kalkmaya hazır bulunuyor.” “Her evde resmim varmış, her yeni doğan çocuğun adı Enver.” Hormonlu bir Osmanlı romantiği düşünebilir böyle. Kendisine biçtiği rol “Benim koca bir İslam heyeti, beşeriyet, Türklük, fakat bunlardan da bence daha mukaddesi senin için çalışmaya gittiğimi düşün de müteessir olma.” Çok özel ifadeler, (vücudunun her yerinden öpüyorum) ve ayrıntılı ve açık bir dille, Naci’ye Sultan’a yazan, mücevher, kürk toplayan Enver, aslında birey üzerinden tarih yazmakta, belki de (çok belki) içten içe seçtiği başarısızlık kaderini, kendi iradesinin yazısıyla bir iktidar savunusuna dönüştürmektedir. Çok yüzle, çok yüzlülükle. Babasının somut iktidarı düşmüş bir kadın üzerinden hem de.

Ömer Erdem

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
378 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
YABANCI YAZARLAR