TÜRK YAZARLAR

Anasayfa

“Senelerce mücadeleye mecbur olsak bile Yunanlıları Anadolu’dan tard etmeye (sürmeye) kesin olarak azmettik. Türkiye Türklerindir. Savaş pahalı iştir, fakat, elimizdeki silahları bıraktığımız zaman nasıl tamamen harap olacağımızı da biliyorum. Amerika kadar demokratız.” Mustafa Kemal Atatürk, AP Ajansına bu demeci vermiş, Tercüman-ı Hakikat ve dahası yayınlar bunu yayınlamıştı.
“İnsanın vücudu bir kürsüdür. Zeka cevherinin mahfazası olan,başı,üzerinde taşımak için kurulmuş bir kürsü! Çünkü esas zekadır.” Mustafa Kemal Atatürk, 1919 Aralığında Ankara halkına yaptığı konuşmada bunları dile getirmişti. Öyle ki yalnızca bununla da kalmamış, devlet arması için çizilen kurt başı simgesi için “Bu dünyada her şey insan kafasından çıkar. Bir insan başının ifade etmeyeceği hiçbir şey düşünemiyorum!” demişti.
Osmanlı’da tüm mühim konuların konuşulduğu, devletin idare edildiği, kararların alındığı, mahkemelerin sonuçlandığı Divan-ı Hümayun, üyeleri bakımından epeyce kalabalık bir kurum olmuş, içerisinde Vezir-i Azamlar, Kubbealtı vezirleri, Nişancılar, Defterdarlar, Yeniçeri Ağaları ve dahası bulunmuştur.
Saatleri Ayarlama Enstitüsü romanı Türk toplumunun son elli yıl içerisindeki yaşadığı ikilem bocalamasının acı çığlığıdır. Doğu - Batı kültürü arasında sıkışan bir taraftan gelenekten kopamayıp çırpınan, fakat bir taraftan da modernizmin ışıltılı bakışlarına aldanan halkın akıntıya karşı kürek çekim mücadelesidir. Karaya çıkmaya çalıştıkça dalgalar daha da hiddetlenmekte, bedenleriyle alabora olmuş ümit duyguları daha dibe doğru saplanmaktadır. Tabiri caiz ise Titanik’in orkestrası gibidirler. Gemi su alsa dahi çalmaktan başka çareleri maalesef kalmamıştır.
1958 yılında Fransız Komünist Partisi’nin düzenlediği büyük eyleme Nazım Hikmet de davet edilmiş, yıllardır birbirlerini görmeyen dostlar burada buluşmuşlardı ancak bir kişi eksik ve bir kişi farklısıyla… Nazım, Resimli Ay’da yazarken iki tane genç yanına gelmiş ve ona olan hayranlıklarını dile getirmişlerdi. Adanalı bir toprak ağasının oğlu olan Ömer ve İzmirli, Yahudi bir ailenin kızı Leyla. Bu iki genç birbirlerini seviyor, Nazım Hikmet’i de fazlasıyla destekliyorlardı. Nazım onlara bakınca eski eşi Nüzhet’i anımsıyordu, onu terk eden Nüzhet’ini…
Onlar, yeri gelmiş İbrahim’in, yeri gelmiş Yusuf’un, Musa’nın çağında var olmuşlar, “Biz çok güçlü bir heyetiz” diyip böbürlenmişlerdi. Platon’un ütopya devlet fikrinde dahi yer almışlar, platon onlara Gece Konseyi adını vermişti. Kendisini herkesten gizleyen bu konsey ilk defa Atina’da varlığını ilan etmişti… Varlığını ilan eden konsey, Atina literatürüne “Onlar Konseyi” olarak geçmiş, hatta bu konsey Atina’yı ilk propaganda ile ele geçirmişti. Arkhon kelimesini dahi ilk onlar kullanmış, onlu sistemi de onlar getirmişlerdi.
David, Romanya Bükreş’te doğmuş, Musevi bir ailenin çocuğu idi. Babası Yakup’un orduya üniforma diken bir fabrikası vardı. Ancak David’in şanssızlığı çocukluktan itibaren başlamış, annesi onu ve babasını bırakarak Fransa’ya yerleşmişti. David için hayat arkadaşı Elena idi, ileride evlenmeyi düşündüğü, dünyalar güzeli Elena…
 1  ...
YABANCI YAZARLAR